SANDIK
Geçen gün çarşıda gezerken çöp konteynerinin yanında bir sandık gördüm. Atılmış mı, bırakılmış mı, terkedilmiş mi bilemedim.
Nedense bu sandığı görür görmez içim burkuldu. Ona bakarken babannemin, annemin, halalarımın ve benim hanıma aldığım sandık aklıma geldi.
Bütün önemli çeyizleri içerisine yerleştirir, kilitlerlerdi. Bilhassa babannem sandığına öte berilerini yerleştirir, güzel koksun ve güvelerden korusun diye de içerisine çıra koyardı. Sandık açılınca o çıra kokusu etrafa yayılır, mest ederdi. Bir de sonbaharda ayva koyardı. Onun kokusu da çok güzel olurdu.
Eskiden evlenecek her genç kıza mutlaka bir sandık alınır, içerisine çeyizini doldurur götürürdü. Gelin evden çıkarken gelinin kız veya erkek kardeşi sandığa oturur, kayınpederden bahşişi almadan kalkmazdı. Bazen de kızın arkadaşları oturur bahşişi onlar alırlardı. Yani eskiden sandıksız gelin olmazdı.
Bilhassa, Kahramanmaraş'ta üretilen işlemeli, oymalı ceviz sandıklar revaçta idi. Şimdi artık buralarda pek göremiyorum. Ancak Anadolu'da hâlâ gelinlere mutlaka sandık isteniyor.
Babam ve annemi Sarıkamış'tan Karacabey'e getirirken evin eşyalarını arabaya yükledik. Annem etrafımda dolanıyor, sandığını da arabaya koymaya uğraşıyor, ben ise istemiyorum. Çok eski. Ben de dedim ki; "Anne sandığın çok eski, artık bir işe yaramaz. Oraya götürmeye değmez. Ben orada sana yenisini alırım." Rahmetli anam boynunu büktü, sandığın yanına çöktü ve başladı ağlamaya…
Zar zor da olsa sessizce, "Ama o benim!" diyebildi.
Unutamıyorum...
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz




























































