ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 20-08-2024 00:11

Salıncak / Ahmet Keskin

Ahmet Keskin -SALINCAK

Salıncak / Ahmet Keskin

SALINCAK

Ağaca dikti bakışlarını…. Gövdesi kalın, boyu yükseklere uzanmış bir ceviz ağacı… Ormancıyı hatırladı. İnce uzun gövdesi, geniş ellerinde kendirden bir urgan vardı. Başını yukarı kaldırıp en yakın dalı gözledi. Urganın bir ucunu yumaklayıp nişanladığı dala attı. İlk atışta urgan geçti, boştaki ucu yuvarlanıp geldi. Uzanıp aldı. İki ucu birleştirip düğümledi.

- Salıncak hazır. Kim binmek ister?
Üçü birden atıldı. 
- Ben!
- Ben!
- Ben!

O durdurdu onları…

- Üçünüz birden olmaz. Sırayla…

En küçüğü bindirdi. Ortancıya "sen topla oyna", büyüğe "sen de salla" dedi.

Plastik sandalyellerden birine oturdu. Onları izledi. "Çocuk olmak ne güzel "dedi, yanındaki eşine...

“Eve ses veriyor canlandırıyorlar."

Eşi; "Oğlumuzun çocukları gelmiyor. Onların da böyle seslerini duysak, olmaz mıydı?"

O, eşine üzgün üzgün baktı. "Hayatta herşey mümkün olmuyor. Biri gelse, diğeri gelmiyor. Haklısın;  onlarda olsa, hatta diğerleri... Lunapark gibi gürültü yükleseler… Başımıza ağrılar girse, rahatsız olsak gene de şikayet etmezdik..."
“Etmeyiz” dedi eşi… “Gürültüleri bile huzur verir”.
- Verir.

***

Bakışları ağaçta takılı kaldı. 
- Büyüdük çabuk, O yok. Ne biz küçük kaldık, ne o bizimle…
Sıra sıra binmişlerdi. 
O sandalyesinde izlemişti. Ortanca topa vurmaya çalışırken düşünce yerinden fırlamış kalkmıştı. Kucaklayıp,
Acıdı mı? diye sormuştu. 
Acımadı, demişti. 
- Siz düşe düşe büyüyeceksiniz.

***

Karşıdaki tahta kapılı kilere baktı. Her gelişlerinde o kapı açılır, urgan çıkarılır, salıncak kurulurdu. Bugün o kapı açılmadı. Ne kemikli elleri ile büyük baba ne de büyük anne vardı. Üzgün gözlerle baktı. Şu iki siyah taş... Ocak taşı, yanında devrilmiş saç ayağı… Tutuşturulan odunlar… Közlenen biberler… Közlere sürülen saplı ızgara… Sıralanan köfteler, köz kenarında patlıcanlar,soğanlar… Yer sofrası… İtiş kakışlar.. İlerleyip beton basamağa oturdu. Avluda yitirdiklerini aradı. Hiç biri yoktu. Sırtını korkuluğa dayadı. Bakışları ceviz dalında takılı kaldı. Orada boş bir salıncak sallanıyordu.

***

Bir sigara yaktı. Dumanını çekti. Sonra boşluğa bıraktı. Dumanlar salıncağa doğru gitti. Bir daha, bir daha… Artık salıncak yoktu.
Sadece dumanlar vardı.

Editör: Deniz İmre                                                

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi