ÖZDEMİR ASAF / KISA VE ÖZ
Cumhuriyet’in ilanına birkaç ay kalmıştı. Baharın yaza el salladığı; kirazların, kayısı, çilek, şeftali ve dut gibi meyvelerin ağaçları ve sofraları süslediği günlerdi. Mevsimin en leziz tadının damaklara bıraktığı lezzeti almış gibi, 11 Haziran günü ikizi Neire Özgönül Arun ile birlikte çığlık çığlığa dünyaya geldiler.
Hayatın ne getireceğini bilmeden Ankara'daki Hacıbayram’ın bahar havasına selam verdiler.
Annesi Hamdiye Hanım ve Şûra-yı Devlet üyelerinden olan babası Mehmet Asaf Bey'in isteğiyle, Halit Özdemir Arun koydular adını. Ancak babacığı evlatlarına doyamadan, onları hayalinde istediği gibi yetiştiremeden, Halit Özdemir ve ikizi henüz yedi yaşında iken veda eder bu acımasız hayata.
Babasının vefatından sonra ailesi ile birlikte İstanbul’a; dedesinin Acıbadem'deki köşküne yerleştiler. Annesi Hamdiye Hanım evin geçimini sağlamak için Özyuva Biçki Dikiş Kursu’nu açtı. Bu dönemde soyadı kanunu çıkınca Hamdiye Hanım kendileri için saf, temiz anlamına gelen Arun soyadını seçti.
Özdemir Asaf, ailesiyle İstanbul'a geldikten sonra ilk olarak Fransız Erkek Lisesi’ne kaydoldu. Ancak kısa bir süre sonra okul kapandı. O da Galatasaray Lisesi’ne parasız yatılı olarak geçiş yaptı. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladıktan sonra liseye geçince çocukluğunda geçirdiği akciğer rahatsızlığı nüksetti. Bu nedenle bir yıl okula gidemeyince parasız eğitim hakkını kaybederek son sınıfa Kabataş Lisesi’nde devam ederek buradan mezun oldu. Yazmaya bu dönemde başlayan şair, ''r" harfini söyleyemediği için babasının ikinci ismi Asaf'ı kullanmayı tercih etti.
Daha sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. İlk eşi Sabahat Selma Tezakın ile tanıştı. Ancak hukuk fakültesinde notlarla ilgili bir haksızlık yapıldığı için mezun olamadan ayrıldı. Sonra yüksek öğrenimini İktisat Fakültesi’nde sürdürdü. Üçüncü sınıfta buradan da ayrıldı ve bir yıl Gazetecilik Enstitüsü’ne devam etti. Fakat buradan da mezun olmadan ayrıldı.
Çalışma hayatına öğrencilik yıllarında başlayan Özdemir Asaf, ilk yazılarını Servet-i Fünun dergisinde yayımladıktan sonra birçok sanat ve edebiyat dergisinde çeviri ve şiiri yayımlandı. Resmî eğitimden çok kendi kendini yetiştiren bir şair olarak öne çıktı. Daha çok kısa şiirleri, aforizma niteliğindeki dizeleri ve gündelik dili felsefi bir derinlikle birleştirmesiyle tanındı.
Eşi Sabahat Selma Tezakın ile 1946’da evlendi ve bu evlilikten Seda adında bir kızı oldu. Az bilinen bir diğer yönü ise futboldu. Hatta bir Fenerbahçe maçında ünlü futbolcu Boncuk Ömer’le çarpışarak sakatlandı. Çok yönlü olan Asaf'ın yine hobileri arasında oyunculuk da vardı. Yönetmenliğini Orhan Erçin'in yaptığı "Uçan Daireler İstanbul'da" adlı filmde rol alarak bir gazete patronunu canlandırdı.
İçe dönük, gözlemci ve sorgulayıcı bir kişiliği olan Asaf'ın hayata, aşka ve insana karşı ironik ama duyarlı bir bakışı vardı.
Popüler olmasına rağmen "herkese hitap etmeye çalışmayan" bir şairdi. Düşünmeyi, anlam aramayı ve kelimelerle oynamayı seven bir yapısı vardı. Kendine özgü dili, kısa ama yoğun dizeleriyle edebiyatta çok özel bir yere sahipti. O, hep az kelimeyle çok anlam vermeyi hedefledi. Gündelik dili kullandı; ama sıradan değildi. Kelimelere yeni anlamlar yükledi. Aşk, yalnızlık, iletişimsizlik, insan ilişkileri ve anlam temaları sık görüldü. Şiirleri çoğu zaman bir düşünce cümlesi gibi başlar ve okuru sarsarak bitirirdi. Şiirleri Garip Akımı’ndan etkiler taşısa da hiçbir akıma tam olarak bağlanmadı. Türk Edebiyatı’nda şiiri, uzun ve süslü olmaktan çıkarıp kısa ama çarpıcı bir forma taşıdı. Günümüzde sosyal medyada sıkça paylaşılan kısa şiir anlayışının öncülerinden oldu.
Şiiri felsefeyle, özellikle varoluş ve insan ilişkileri ile buluşturdu. Genç okurların şiire ilgi duymasını sağlamayı başardı. Türkçe’nin sade ama derin kullanılabileceğini güçlü bir biçimde gösterdi. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en özgün şairlerinden biri oldu.
Şair, bir grup sanatseverle yurtdışı seyahati yaptı. Bu seyahat sırasında ikinci eşi Yıldız Moran'la tanıştı ve kısa bir süre sonra evlendiler. Bu seyahatle birçok ülke ve yer gördü. Çok yönlü kişiliği onun hayata bakış açısına yansıdı ve evlenmediği fakat âşık olup adına şiirler yazdığı üçüncü kadın ise Özdemir Asaf'ın ünlü şiiri "Lavinia"yı ithaf ettiği Mevhibe Bayat'tı.
Özdemir Asaf eşi Sabahat Hanım'ın vefat eden babasının bıraktığı mirasla, Yuvarlak Masa Yayınları’nı kurdu; fakat kısa zaman sonra kapanınca "Şimdi" isimli barı açtı ve dokuz yıl kadar işletti. Bu sırada beyin tümörü teşhisi konuldu ve barı kapattı. Bundan bir yıl kadar sonra ise 28 Ocak 1981 yılında hak vaki oldu. Dolu dolu geçen bir ömrün ardından yerli yurduna göç etti. Allah rahmet eylesin.
LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.
Özdemir Asaf
***












































