NERDE KALDI O MAHALLE TAKIMLARI
Erkek çocuklarının her zaman en büyük merakı ve zevki, futboldur. Bu, çocukluk yılarında başlar; gençlik yaşlarında dallanır budaklanır ve ilerleyen yaşlarda uzun kavak gibi enginlere doğru uzar gider.
Çocukluk yıllarımızda naylon top bulsak verirdik peşine, toz toprak içinde kalır, oyna oyna bıkmazdık. Tek eğlencemiz, zaman geçirecek tek oyunumuzdu. O eski banka sokağının tozlu sokağında ne acıktığımızı hissederdik ne de susadığımızı, topun peşine verince. Paçalarımızı sıyırıp çoraplarımızın içine koyar, ondan sonra iki bir yana iki bir yana ikişer tane koca moloz taş bırakır, üzerine de ceket yelek vs… Ardından beşe beş veya altıya altı maç yapardık.
Bizim sokakta top oynayan kimlerdi diye sorarsanız, benimle birlikte Halil ve Veli Polat oğlu, Davut Kılıçlı, Halis, Güven Bingöl, Sadi Arif oğlu, Cezmi, Halil Özvan, Cafer Özvan, Faik Saraçoğlu Eski Ziraat Banka Sokağı’nın topçularıydı bu saydıklarım.
Bizim mahallede ve sokakta herkesin topu yoktu. Kimlerin topu vardı derseniz; Halil Polat oğlu, Davut Kılıçlı, Mustafa Sönmez, Saracın oğlu İbrahim, Taner Ergun, Siirtli Mitat’ın vardı. Bunlardan birinin topu olmasa ne mahallede sokak arasında ne de başka mahalleyle maç yapmak mümkün olurdu. Ne zaman topumuz patlasa veya yırtılsa suç kimdeyse fatura ona kesilir ve gider Pineci Yusuf Eli’de tamir ettirir, getirir, sahibine iade ederdi. Bu saydıklarım zaman zaman ikiye ayrılırdı, karşılıklı maç yapardık. İş bu kadarla da bitmezdi, bir de mahalle takımları arasında kıran kırana maçlar oynanırdı.
Başka mahalle ile maç yapacağımız zaman işte bu saydığım isimlerden mürekkep bir takım olarak sahaya çıkarken aşağı ve yukarı sokaktan da maçın zorluk derecesine göre takviye de alırdık. Çünkü bazı mahalle takımları alabildiğince güçlüydü. Bu mahalle takımlarında bazen mahalli ligde top koşturanlar da olunca haliyle biz de aşağı ve yukarı sokaktan takviye alırdık. Tabii bu arada bazen itirazlar olurdu “Bunlar sizin mahalleden değil!” diye ancak yine de anlaşırdık.
İşte bize her zaman takviye olarak gelenler; Taner Ergun, Mustafa Sönmez, Mitat, Faruk, Ziya, İbrahim…Bu arkadaşlarımız gücümüze güç katarlardı.
Saha mı? Van’da sahadan çok ne var ki… Daha siteler zuhur etmemiş, apartmanlar bağ ve bahçeleri yerle yeksan etmemiş, betonlaşma daha başlamamış. İşte böyle bir minvalde her yer bize futbol sahası.
Sırf bizim mahallede Zeki Güzel Hamamı arkasındaki yer, Ali Şenyüz’ün yanındaki arsa bizim maç yaptığımız yerlerdi. Daha doğrusu, o zaman herkes boş bulduğu arsalarda, arazilerde top oynardı. Zaten öyle direk falan yok; kaledeki kalecinin boyuna göre kaleye giden şutlar da gol mü değil mi derken bazen sinirler gerilirdi, tartışırdık. Direk olmayınca atılan şutlar çoğu zaman ya gol sayılır ya da iptal edilir, sayılmazdı. Kale belli olsun diye çoğu zaman üstümüzden çıkan giyeceklerden bazılarını kale taşlarına bırakır, daha belirgin olmasını sağlardık. Bizim mahallede herkesin topu da yoktu. Top belli kişilerde olurdu, onlar oynamaya gelmeseler asla emaneten de vermezlerdi. Kendileri gelir ve mutlaka da oynarlardı.
Bi de bu top verenler, maçta çok pas isterler, “At bana!” derler, çoğu zaman atmazsan küserdi, biz de “kızar bir daha topunu getirmez” diyerek korkarak en çok da onlara pas atardık.
Top dediğiniz de şişirme top.
Lastiği nefesimizle veya bisiklet pompasıyla şişirip başını topun içine katlayıp bırakır ve ipleri üzerine çekerdik. Oynarken o kısım başınıza gelende sizi çok rahatsız ederdi. Bazen “fıs” der birden çalıya vesaireye değerse patlar ve maç yarıda kalırdı.
Biz ofsayt falan da bilmezdik giderdik; ta öbür tarafta neredeyse kaleciyle burun buruna oynar, şansına bir beleş top da gelmişse avantadan bir gol atar, neredeyse kendinimizi kahraman hissederdik.
Çoğu zaman hakem olmayınca içimizden biri hakem olur amma velakin bu sefer iki tarafa da yaranamazdı.
Her saha çimen olmazdı; toprak sahada bir düşsek elimiz ayağımız soyulur, çizilir o acıyla yinede oynamaktan geri kalmazdık. Bazen arka arkaya üç korner attığımızda üç korner bir penaltı der, rakip kaleye penaltı atardık. Kaleler göz kararı ile tespit edilirdi. Hatta bazen kaleciler kaşla göz arasında taşlarla oynar kaleyi küçültürlerdi. Lakin bu fark edildiği zaman da maraza çıkardı.
Yedek oyuncu pek olmazdı, mahallede yaşça bizden küçük olanlar bazen bizimle sahaya gelip gönüllü çıktığında ne kadar sevinirdi anlatılamaz.
Bazı zamanlarda ortaya para da bırakılırdı, bazen gazozuna da oynanırdı. Ha, alınır mıydı alınmaz mıydı mı derseniz; bazen çamura yatanlar olur, bazen de kasayla gazoz gelir galip gelmenin keyfiyle ne de hoş içilirdi.
O yıllarda televizyon yoktu, yalnız gazetelerden, dergilerden futbol takımlarından tuttuğumuz takıma göre belli futbolcuları görüp ezberler kendimizi ona benzetmeye çalışırdık.
Mesela o yıllarda çoğu kaleci kendini Galatasaraylı Turgay zannederdi, kimi kendini Lefter, kimi Şenol Birol’a, Kimi Mikro Mustafa’ya ve en çok da golcüler kendilerini Metin Oktay’la özdeşleştirirlerdi.
Çocukluk aklı ve heyecanı işte ama biz kendimizi öyle sanıyorduk. Ben çocukluk ve gençlik yıllarında oynadığım mevkiye göre iyi oynadığım için başkaları tarafından takılan lakaplar aldım.
Çocukluk yıllarında her nedense esmer veya kara olmasam da Pele dediler bana, daha sonra defans oynamaya başlayınca Voggts lakabını taktılar. Vogtts Alman’dı. Ufak tefek bir adamdı, sol bek oynardı ama hani futbolda derler ya “top geçer adam geçmez” diye, o öyle idi. Ben de hep ona benzemeye çalıştım.
Yıllar yılı mahalle takımları birbirleriyle oynadılar ama zaman geldi siteler, apartmanlar hortlayınca ne mahalle takımları kaldı ne de mahalle sahaları. Hepsi yok oldu gitti.
Oysa takımlar, Van’daki amatör ligin bir altyapısı gibiydi. Burada fark edilen oyunculara hemen mahalli takımlar sahip çıkar, lisans çıkarıp takıma ilave ederlerdi.
Mahalle takımı çok güçlü olan mahalleler de vardı. İşte Garaba Mahalle, Yukarı Kerhiz, Şamranaltı, İskele, Yukarı Norşin mahalleleri…
Ne formamız vardı ne kramponumuz ne de spor ayakkabımız... Ayağımızdaki ayakkabı ile geze dolanır, aynı ayakkabıyla top oynardık. Allah’tan sağlamdılar, öyle kolay kolay yırtılmazlardı.
İşte böyle dostlar…
Bir zamanlar mahalle takımları vardı mahalle sahaları vardı ama şimdi hiçbiri yok hepsi mazide kaldı.
Hatırda kalan tek şey anılar…
Biz de bu gün maziden bir yaprak diyerek o günleri anmaya çalıştık, özlememek anmamak mümkün mü?
***














































