DENEME
Giriş Tarihi : 29-04-2026 13:58   Güncelleme : 29-04-2026 19:06

Ne Oldu İnsanımıza / Hamdiye Okudan

Hamdiye Okudan -NE OLDU İNSANIMIZA

Ne Oldu İnsanımıza / Hamdiye Okudan

NE OLDU İNSANIMIZA

Belli bir yaşa geldikten sonra yollar, vasıtalar, insanlar düşündürüyor. Duraklar uzaksa hele bir de yokuş çıkmayı gerektiriyorsa. Hepten iş zorlaşıyor. Özel arabayla her yere gidilmiyor.

Otoparklardan taşmış, yol kenarlarına ip gibi dizilmiş arabalar. Arabayı park edecek bir yer yok.  İyisi mi,  özel arabamla durağın yanına gidiyor, uygun bir yere park ediyorum. Halk otobüsüyle gideceğim yere gidiyorum. Çok da rahat gidemiyorum tabii ki. Otobüsler iş ve öğrenci çıkışlarında çok kalabalık oluyor. Maske de sıktı artık. Yanında bulunuyor, bulunmuyor.

Kalabalığa da katlanacağız da az sonra anlatacağım iki olay gibi olaylarla sıkça karşılaşır olduk. İnsanı mutsuz ediyor, umutsuzluğa düşürüyor. Hele bir de eğitimcilik sorumluluğu varsa… Eğitimci emekli olduğunun da farkında olmuyor.

Birkaç gün önceydi. Arabamı durağın yakınında bıraktım, çarşıya gittim. İşimi gördüm, dönüş için otobüs durağına geldim. Biraz bekledikten sonra bana uygun olmayan bir otobüs geldi tam durağın önünde durdu. Hemen sonra benim bineceğim otobüs  geldi, biraz daha yukarıda yolun ortasına yakın durdu.

Sanıyordum ki öbürünün gitmesini bekleyecek durağın önüne yanaşacak. Öyle yapmadı. Kapıyı açıp açmadığını bile fark etmedim; yanına doğru koşmaya başladım, öbür otobüsün arkasından zor yetişip kendimi gösterdim, şoför kapıyı açtı, öfkeliydi. Dedim ki, "Oğlum, durağın önüne yaklaşacaksın sanıyordum" der demez öfkeyle bana bir şeyler saymaya başladı. Genç bir çocuktu. Çok anlamadım ne dediğini. Tartışmaya niyetlenmedim.

Yer yoktu oturamadım, ortaya yakın bir yerde dikildim. Şoför hâlâ söyleniyordu. Döndüm sertçe, "Yeter!" diye bağırdım. "Bu ülkede herkes yerini ve haddini bilmeli, bilmek zorunda." Allahtan sustu kaldı. Yoksa her şeyi göze almıştım.

Otobüs çok kalabalık oldu. Hem iş çıkışı hem de öğrencilerin okuldan çıkış saatleri… İnen olmazken hep binen oldu. Koltuklarda çoğunlukta öğrenciler vardı. Yüzlerine bakmamaya çalışıyordum. Yer vermek zorunda kalmalarını istemiyordum.

Onların da başları telefona eğilmiş pür dikkat bakıyor, parmakları habire oynuyordu. Öyle hızlı inip kalkıyordu ki parmaklar, bir de kendi parmaklarımı düşündüm… Onlardan çok gerideydik biz. Gençlik böyle bir şeydi işte, ne çabuk öğreniyordu… Öğrenciler arasında kalmıştım. Ayakta birbirinin içine girmiş olanlar öyle gürültüyle konuşuyorlardı ki kulaklarım uğuldamaya başladı. Buna da razı olup susacaktım ama bir tanesi kimse yokmuş gibi yüksek sesle bir küfür savurdu ki… Ne dediğini hiç kulağı duymamış gibiydi. Anaya küfrediyordu.

Bir ara dondum kaldım. İşte burada tutamazdım kendimi, ben eğitimciydim, tutarsam yakışmazdı. Öfkeyle başımı kaldırdım, göz göze geldik, "Sen öğrenciliğinden de mi utanmıyorsun. Senin anneni, kız kardeşini karşına getireceğim, bu küfrü onların yüzüne karşı bir söyle bakalım düşüne düşüne…" Ve sonra bütün öğrencilere, "Bir daha birinin anasına, ablasına, kardeşine, arkadaşınıza küfretmeden önce kendi annenizi ablanızı, yakınlarınızı getirin gözünüzün önüne. Şu gürültüyü de kesin. Pekâlâ yavaş sesle konuşabilirsiniz." Otobüstekiler başıma dert aldığımı düşünerek benim adıma korkuyorlardı.

Endişeli bakışlarından anlamıştım. Her şeyi göze almıştım. Galiba bunu anlamıştı öğrenciler de. Çıt çıkmadı, biraz sessizleşti otobüsün içi. Ama ben çok üzülmüştüm. Anne babalar çocuklarımızı, öğrencilerimizi biz de çok sevdik. Hatta sevmek ne demek hayatımızı onlara göre düzenledik, onlar için yaşadık. Ama eğitimlerine gelince sevgimizi unutup onların iyiliğine, disiplinse disiplin, uyarı gerekiyorsa uyarı, takipse takip, insanlarla ilişkiler konusunda ne gerekiyorsa yaptık.

Sevgimizin birazını gösterdik birazını içimizde yaşadık. Bazı dönemler vardır ki biraz ciddiye almak gerekir. Yoksa iş işten geçer.

Ve durup zaman zaman düşünmeliyiz. Nereye gidiyor bizim çocuklarımız nereye gidiyor bizim insanımız! Biz anne baba olarak, veli, vatandaş olarak, öğretmen, komşu olarak. Herkese düşen bir şeyler var. Bu ülke hepimizin…

***


Editör: Nüzhet Ünlüer

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi