NE GARİP
Seni anar bu gönül, nerdesin, yoksun işte.
Bir ömür hasretinle sırdaş olmak ne garip.
Ne garip o gül yüzün aklıma her gelişte,
Hayaline sarınıp yoldaş olmak ne garip.
Sensin henüz içmeden gönlümün sarhoşluğu,
Kararttın madem ışıt, içimdeki loşluğu.
Her sabah uyanınca yanımdaki boşluğu,
Hep sen sanıp usulca koklaması ne garip.
Adresin, semtin de yok, aklımda bir tek yüzün,
Sürerim, bilsem eğer Kafdağı'ndadır izin,
"Yetiş" der sanki bana, bir yerlerden o sesin,
"Yettim" deyip ayağa fırlaması ne garip.
Oturur tüm duygular bir uçuk çerçeveye,
Ölçüp biçip başlarım hayalî projeye,
Mühendismişim gibi gördüğüm her tepeye,
Her dağa gözlerimle, yol çizmesi ne garip.
Giderken minibüste, örerim saçlarını,
Yine eğri olacak az öne eğ başını.
Görünce yolcuların şaşkın bakışlarını,
Birden gülmeyi kesip "pardon" demek ne garip.
Gör işte böyle şaşar, aşka düşünce beşer,
Kör gecede iğneyle aklınca kuyu eşer.
Takvim yapraklarını yırttıkça üçer beşer,
Son yaprağı sen sanıp visal bilmek ne garip.
Belki de en doğrusu, yaşamak normalini,
Bir ömrü şiirlerle ziyan etmek ne garip.
Ne mümkün aşkı tarif, şeklini şemalini,
İyi ki şair değilim, şair olmak ne garip.
***




























































