ANI
Giriş Tarihi : 22-11-2023 16:37

Na Fa Arabaları / Necati Küçük

Yazan: Necati Küçük -NA FA ARABALARI

Na Fa Arabaları / Necati Küçük

NA FA ARABALARI

Dağdaki evimiz, “Çay Kavuşu” yakınlarındaydı. Bir adı da; “Cehennem Deresi” olan “Soğanlık Deresi”, evimizin yakınlarında “Kayacık deresi” ile birleşir, “Kayacık Çayı” adıyla güneye doğru ilerleyerek “Gölmarmara Gölü”ne dökülürdü. Çayların birbirine kavuştuğu bu yer, “Çay Kavuşu” olarak anılırdı. Yetmişli yılların başlarıydı. Sarı renkli büyük dozerler, greyderler ve kayaları delen kompresörler, aylarca çalışarak köyümüzü yukarı köylere bağlayan bir köy yolu yapmışlardı. Bu yeni yol, evimizin yakınlarındaki çay kavuşundan geçiyordu.

Yol açıldıktan sonra, bu sefer de çay kavuşuna bir şantiye kurulmuş, yine sarı renkli damperli kamyonlar, yeni yapılan köy yoluna çakıl taşımaya başlamışlardı. Bu sarı renkli kamyonlara, annem; “Kum Kamyonu”, teyzemin kocası Mehmet Amca; “Na Fa Arabaları” diyordu. Araçların kapılarının üzerinde ise YSE yazılıydı. Meğer Nafia Vekâleti, Bayındırlık Bakanlığı’nın eski adıymış. Altmışların ortalarında, Yol Su ve Elektrik Genel Müdürlüğü (YSE) kurulmadan önce bu araçlara; “Na Fa Arabaları” denirmiş.

Sarı renkli paletli bir kepçenin yüklediği çakılı, toprak köy yoluna kadar taşıyan kamyonlar, yığınlar halinde sıra sıra yol üzerine boşaltıyor ve büyük bir greyder de karnının altındaki bıçağı ile bu çakılları yol üzerine eşit kalınlıkta seriyordu. Böylece İç Ege’nin dağ köyleri, şose yollarla birbirlerine bağlanıyordu. Yıllardır çamurlu patikalarda taban tepmiş olan bölgemiz insanı bu durumdan pek bir memnun oluyor; çaydan alabalık tutarak, al ibikli besili horozlar hatta kocaman kuyruklu yağlı kuzular keserek, şantiye çalışanlarına ziyafetler veriyorlardı. Şantiye alanına yiyecek getiren bu köylüler, hazır gelmişken civardaki bir çınar ağacının gölgesine oturup, saatlerce şantiye araçlarının çalışmasını seyrediyorlardı.

Biz de, küçük kardeşimle bahçemizden kavun karpuz koparıyor ve onları verme bahanesiyle şantiye alanına gidiyorduk. Şantiye şefi, bazen teşekkür etmek için bizi, Na Fa arabalarından birisine bindiriyor; birkaç tur boyunca araç şoförüne eşlik ediyorduk. O güne kadar, herhangi bir taşıma aracına binmemiş olan biz çocuklar, Na Fa arabasının şoför mahallinde, kendimizi lunaparka gelmiş gibi hissediyorduk.

Na Fa arabalarının büyük bir çoğunluğu, güdük burunluydu. Hatta tamamen burunsuz olanları bile vardı. Ama bizim favorimiz, uzun ve öne doğru daralan sivri burunlu bir kamyondu. Tam karşıdan bakıldığında kaşları, gözleri, tombul yanakları ve elbette sevimli sivri burnuyla, sanki içinde bir ruh taşıyan bir canlıymış gibi görünüyordu. Şantiye şefinden rica ediyor ve her seferinde, sivri burunlu o güzel kamyona biniyorduk. Bizim yaşlarımızda küçük çocukları olan kamyon şoförü, bazen bizimle iletişim kurmaya çalışıyor, ancak biz sevdiğimiz kamyonun şoför mahallinde olmanın tadını çıkarmaktan, şoförün amcanın sorularına cevap verecek vakit bulamıyorduk.

Bir gün yine bahçeden kopardığımız kavun ve karpuzlarla şantiye alanına gittiğimizde, etrafta hiç insan görünmüyordu. Çay kenarındaki bir ceviz bahçesine park edilmiş Na Fa kamyonlarının anahtarları, ceviz ağaçlarının dallarına veya araçların aynalarına asılı bırakılmıştı. Ceviz ağacının dalındaki anahtarı alıp, o çok sevdiğimiz sivri burunlu sarı kamyonu çalıştırmayı denemedik elbette.

Annemizden tembihliydik. Başkalarına ait eşyaları ve araçları kurcalamak doğru değildi. Şantiye alanının ön tarafına yükleme kepçesiyle kocaman bir gölet yapılmıştı. Kavun ve karpuzları, şantiye alanındaki bir piknik masasının üzerine bıraktıktan sonra elbiselerimizle birlikte gölete atladık. Yakınlarda, o büyüklükte başka bir gölet yoktu. Yoruluncaya kadar, yüzüp eğlendik. Meğer o gün 30 Ağustos Zafer Bayramı imiş. Resmi tatil olduğu için, şantiye çalışanları ve şoförler de evlerine gitmişler.

Çocukluk heyecanınız ve bayram sevinçleriniz hiç eksilmesin.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi