ANI
Giriş Tarihi : 01-10-2024 16:05   Güncelleme : 01-10-2024 16:29

Muhabbet / Alparslan Aygül

Yazan: Alparslan Aygül -MUHABBET

Muhabbet / Alparslan Aygül

MUHABBET

Her sabah evime beş yüz metre uzaklıktaki fırından sıcak ekmek almaya giderim. Maksat yürümek olunca yolumu epeyce uzatırım. Her gün düzenli egzersiz yapmayı ve yürümeyi uzmanlar tavsiye ediyorlar. Yürürken çevrede ne var ne yok gözlemlemek hoşuma gidiyor.

Kirada oturduğum günlerdi. Satılık evlere bakıyorum.  Evimize yüz-yüz elli metre uzakta bir apartmanda satılık daire gördüm. Satıcıyı arayıp konuştuk. Eşimle evi gezdikten sonra fiyatta anlaştık. Fakat bir şey olmayacaksa kimse mani olamıyor. Olmadı, pazarlık bozuldu ve almaktan vazgeçtik.

Evin alt katında yaşlı karı koca oturuyordu. Pazarlık öncesi onlarla konuştuk, ev hakkında bilgi aldık. Israrla bizi içeri davet ettiler,  kıramadık, girdik. Veli amca ve Pakize teyze o kadar mutlu oldular ki. Konuşup tanışınca Niğdeli olduklarını öğrendik. Hemşericilik yaptık biraz. Karı koca yaklaşık seksen yaşlarındaydı. Pakize teyze ısrarla "çay için" dedi. Kalktı çay koydu. Eşim de yardım etti. Çayımızı içerken sohbet koyulaştı. İkisi de Sümerbank’tan emekli olmuşlar. Bir oğlu, bir kızı varmış. İkisinden de birer torunları varmış. Çocukları arada bir uğrar, ihtiyaçlarını görüp giderlermiş. Pakize teyze ile eşim öyle güzel sohbet ettiler ki.

Eşimin çocuklara ve yaşlılara karşı özel bir muhabbeti vardır. Onlara dokunmayı ve sarılmayı pek sever. Keza ben de eşim sayesinde bu yönümü geliştirmiş oldum. Çayımızı içtik ve müsaade istedik. Ancak amca ve teyze bırakmak istemiyorlar. İlla “yine gelin” diye ısrar ettiler. Ellerini öpüp ayrıldık. Bu vesileyle tanıştıktan sonra aramızda bir bağ oluştu. Her sabah ekmek almaya giderken Veli amcayı ve teyzeyi bahçedeki gülleriyle, maydanoz, nane, yeşil soğan, erik, şeftali, kayısı, ayva ağaçlarıyla uğraşırken görürüm. “Selamünaleyküm nasılsınız, İyi misiniz, ekmek almaya gidiyorum, size de alayım mı?” diye sorarım. Onlar da, “Yavrum daha dünkü ekmek duruyor sağ olasın “ derler.

Eşim yaptığı pasta, çörek ve yemekten ayırır, “Camiye giderken şunu da Veli amcalara ver” der. Severek götürürüm. Akşamın hafif esintisiyle balkonda sandalyede uyuklarken bulurum onları. Selam vermemle ikisi de uyanırlar. “Eşim gönderdi afiyet olsun” der yoluma devam ederim. Öyle mutlu oluyorlar ki. Arkamdan hayır duası ettiklerini duyuyor gibi oluyorum.

2023 yılı Kurban Bayramı’ndan sonra balkonları epey boş kaldı. İkisini de göremez oldum. İçime bir şüphe düştü. Herhalde çocuklarının yanına gittiler diye düşündüm. Geçen hafta Cuma namazı çıkışında yandaki komşularını balkonda otururken gördüm.

Kendimi tanıttıktan sonra,

- Selamünaleyküm ablacım hayırlı günleriniz olsun. Komşunuz Veli amcaları kaç zamandır göremiyorum. Hayırdır bir şey mi oldu acaba?
- Veli amca ve hanımı vefat ettiler. Hem de ikişer gün arayla. Pakize teyze önce öldü. Veli amca da dayanamadı üzüntüden olsa gerek sanırım, iki gün sonra da o vefat etti. Deyince öyle üzüldüm ki. 
- Kovit falan mı? dedim. 
- Hayır değilmiş. Yaşlılık ve hastalıkları nedeniyle vefat etmişler.

Aradan bir hafta geçti. Balkon yıkayan kişi kızıymış. Selam verdim, kendimi tanıttım ve baş sağlığı diledim. Mutlu oldu. Kısacık konuştuk ama bazen kısa konuşmalar öyle derin mânâlar içerir ki. Annesi Alzimer ve astım hastasıymış. Yatağında tertemiz ölmüş. Babası bu ölüme dayanamamış ve iki gün sonra kalp krizinden vefat etmiş. Kızının şu cümlesi beni çok etkiledi.

- Alparslan Bey, annem ve babam sosyal insanlardı. Çalıştıkları yıllarda komşularıyla, iş arkadaşlarıyla ilişkileri çok iyiydi. Turlarla gezilere çıkarlardı. Ne zaman emekli oldular işte o zaman yalnız kaldılar. Bergama’da uzun yıllar çalıştıktan sonra İzmir’e geldiler ve buraya yerleştiler.  Komşularla iletişim kurdular ancak karşılık göremediler. Annem ve babam misafiri, ikramı ve onlarla konuşmayı severlerdi. Hatta sizden ve eşinizden de çok bahsediyorlardı. Apartman hayatı onlara iyi gelmedi. Konuşacak kimseleri yoktu. Böyle olunca da kabuklarına çekilip kendilerini dinledirler. Sonuç böyle oldu işte Allah’ın takdiri böyleymiş. Dedi.

Yazımın başlığını “muhabbet” koymuştum ya, muhabbet Arapça bir kelime. “Habib, yani dost olma, sevme” anlamına geliyor. İnsanları öldüren yalnızlık değil muhabbet edecek kimse bulamamakmış. 
“Bizim pencereler yele karşıdır 
Muhabbet dediğin karşı karşıdır 
Girebilsen şu sinemde neler var 
Gülüp oynadığım ele karşıdır"

Karacaoğlan'ın bu güzel şiirini Haydar Kutluer bestelemiş, Musa Eroğlu da icra etmiş. İşte bu türkü şimdilerde bana daha ayrı dokunuyor. Muhabbet çok önemlidir, insana can verir, gözlerine fer gelir.

ÇTRT kabak kemane sanatçısı Uğur Önür Antalya Manavgat’ın bir köyüne gitti. Mehmet Nazlı adında bir amcayla çekimler yaptı. Mehmet amca keman çalıyor ve türkü söylüyor. Uğur Önür derleme çalışmaları yapıyor. Kaynak kişilerin ayağına gidiyor. Konuşmanın bir bölümünde Mehmet amca şöyle diyor, “Ah be evladım, eskilerden birkaç kişi olsa da şöyle bir muhabbet etseydim. Eskilerin muhabbetini o kadar özledim ki...Ah o günler, ah eski insanlar!”

Rahmetli babam köy kahvesine gitmeyi pek severdi. Günlük kıyafetlerini çıkarıp temiz giysiler giyerdi. Saçını, bıyığını tarar, tütün kolonyası sürünürdü. Anam da sohurdanırdı. “Şuna bah! Gine süslendi, kohular süründü gayfeye gidiyo.” Bunu duyan babam, “Yav avrat! Ne söylenip duruyon. Ben oraya oyun oynamaya değil, arhadaşlarımı gormeye gidiyom. Muhabbet etmeye gidiyom. Toplum içine giriyom” derdi. Babamı ayakta ve diri tutan işte buydu. Arkadaşlarıyla muhabbet.

Evliliklerin uzun ömürlü olmasının en büyük sebebi neymiş biliyor musunuz? Aşk mı, sevgi mi? Hayır. Eşler arasındaki muhabbetmiş. Ne zaman muhabbet biterse evlilikler zayıflıyor ve bitiyormuş. Allah muhabbetinizi bitirmesin. 


Editör: Suna Türkmen Güngör

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi