MAĞARADA
Kılcal damarlarımda
dolaşırken yalnızlık,
Hüzünlerden çelenk yaptım,
Gidenlerden emanet...
Bir mağara,
Prangalı insanlar orada,
Herkes kör
kendine...
Biri “özgürlük” diyor,
“Uyanın kurtulun karanlıklardan!”
Ama herkes kör,
Sağır, dilsiz kendine,
Yaşayan ölüler,
Gölgeler her yerde...
Kaçıyor oradan,
Masmavi bir deniz
Rüzgar okşuyor saçını,
Yeşiller,
Sarılar,
Maviler,
Renkler var,
Kuşların cıvıltısı,
Martılar orada,
Güneş yakıyor tenini...
Gerçekti evet,
Bir kadın öptü dudaklarından,
Sıcacık,
Ten tere karıştı
Kavrulurken bedenler,
Goncagüller topladı gülüşlerinden,
Gerçekti hepsi,
Su,
Güneş,
Kadın,
Kum,
Martı,
Aşk...
Atıyordu yüreği,
Sarılmıştı birine,
Yaşamıştı sahiden..
Ama döndü mağaraya,
Karanlıklar,
Gölgeler diyaŕına....
Yasaktı aşk,
Kovuldu cennetten!
Şiir kokan o kadın
Hüzün bakan bir adam,
Kırılan dallar kaldı geride,
Boynu bükük yarınlar...
Mağara,
Karanlık,
Kapkara karanlıklar!
Katran karası!
Devrik bir cümleyim şimdi,
Öznesiz kalmışım.
Uzun yorgunluklarım var,
Susuyorum.
Sustukça büyüyor
hüzünlerim,
Üsüyor umutlarim.
Mâğaradayım,
Karanlıklarda,
Ayaklarımda prangalar,
Korkular çalıyor kapımı her gece,
Cenderesindeyim en ürkek duyguların,
Araftayım,
Dualarım günahkâr,
Şiirleri katlediyor cellatlar!
Kahretsin!
Sen geliyorsun aklıma,
Ben karanlıklarda,
Ben yine o mağarada...
Prangalar acıtıyor kalbimi!


























































