bir dünya var düşlerden ırak
soğumuş ama inadına mavi
yakasında proleter güllerin grevi
kıpkırmızı dişlerinde kapitalizmin karanlığının hükmü
bırakmadılar bizi bize
kimse bilmiyor burnumun direğinin sızısını
ergenliğini savuşturamamış toyluklar
mektep sanır iki dudağımın arasını.
açığa alınan hayallerim
sürgün edilmemişti henüz
kara trenlerin vagonlarında.
dağlarım ahraz
coğrafya derslerinde sus pus
hayat bilgisinde kör
suya olan minnetim artıyor son günlerde
gittikçe, gittikçe çoğalıyor içimin yangını
yanmaya hazır türküler yazıyor ozanlar
çoğalırken ıssızlığımız
bertaraf ediyorum dünya seni
bu kara haberleri
bu kara düzeni!
çığlıklar düşüyor rahmimden
gözlerime kara boyalar sürüyor bir el
hiç usanmadan
birazdan iner kepenkleri çelimsiz gecemin
rüzgara söyleyin yorulmasın boşa
dumanı dinmez bu yangınlı terimin öfkesi
şimdi çürümüş ve kötürüm bu gökyüzü altında
kaleme sığınıp öylece sürükleniyoruz işte
çizgilerimizi oyuyor hiç bıkmadan
devletten yamalı yüzümüzü sisiyle ağartan zaman
bitimsiz soytarı savaşlar
arsızca tüketimin getirdiği ithal kıtlıklar
üretememenin yokluğu kepazeliği
ardışık şehir iniltileri ve ekran yanılgıları
beton dikme yarışları
akşam pazarına bir umutla koşmanın ne olduğunu bilseydi Aristo
mutluluktan önce eşitliğin resmini çizseydi ya Abidin
maharetli devlet ellerinde infaz edilmiş evladını arayan anaların kavruk yüreklerinde
keşfediliyor yeniden ateş
rüzgara duyurun yorulmasın boşa
iki kaşımızın arası uzun bir hüzün
elbet yaralarımızı yutacak tenha bir kuyu buluruz
tüm ağırlığıyla ağzımızda kurşun geveleyen kelimeler
kuyu Yusuf'tan yara ve sabır Eyyüp'ten
uyandırmalı artık zulamızda duran keskin umudu
incinmişliğinden sıkıca öpmeli
yaşam denen sızıyı
yasaklanmadan


























































