DENEME
Giriş Tarihi : 22-07-2025 20:00   Güncelleme : 22-07-2025 20:28

Kovuğun Sırrı / Suna Türkmen Güngör

Yazan: Suna Türkmen Güngör -KOVUĞUN SIRRI

Kovuğun Sırrı / Suna Türkmen Güngör

KOVUĞUN SIRRI

Gözlerim, rüyasında yosun büyüten, sır kalmış bir notun bakışıyla uyandı bu sabah.

Uzun zamandır büyüsünü unuttuğum, sesini özlediğim, derinliğine hasret kaldığım o kuş ve böcek seslerinin armonisini yeniden duymak için ormanın derinliğine bir yolculuk yapmak istedim bu sabah. 

Yüreğimde bir huzur, kalbim sevinçten uçar gibi kıpır kıpır yürürken ormanın kenarındaki kurumuş bir ağacın kovuğunda bir not buldum. Rüzgâr sanki beni oraya çağırdı; bir yaprağın kıvrımıyla yön çizdi, bir kuşun bakışıyla davet etti.

Kovuğuna başını eğmiş yaşlı bir ağacın gövdesinde, yosunların arasından parlayan solgun bir kâğıt... El yazısı solmuş olmasına rağmen, sözcükler hâlâ sımsıcak duruyordu.

"Ey insan! Sen beni değil, kendini kaybettin.
Ben buradayım. Ama sen şimdi hangi doğanın çocuğusun artık?"

Okurken içimde bir taş çatladı.

Bir anda dünya, yerini gözyaşıyla çizilmiş bir ormana bıraktı.

Gökten kurbağalar yağıyordu sanki ve toprağın kalbinden eski bir şarkı yükseldi. Unuttuğum bir ninninin melodisi, bildiğim ama dillendiremediğim hüzünlü bir tını.

Bir zamanlar çocukken, çamura ayak basınca ağlayan toprağı duyardım. Solucanlar bana sır fısıldardı, karıncalar “Birlikten güç doğar.” derdi, taşlar gözlerini devirir masallar anlatırdı.
O zamanlar doğa beni tanırdı.

Sonra…

Sonra büyüdüm. Büyüdükçe unuttum. Bir ağacın neden yaprak döktüğünü, rüzgârın hangi hatıraya yaslandığını ya da bir kelebek uçarken neden gölgemin bile ürperdiğini…

Şimdi içimde bir orman var  ağaçları yapay. Kuşlar ötmüyor, çığlık atıyor sanki. Deniz kenarına kurulan ev hayalleri yerini denizi boğan beton çığlıklarına bıraktı. Ormanlar yanarken cayır cayır, küllerini gömdü utancıma.

O notu okuduğumdan beri adımlarım toprağa hafifçe basıyor. Sanki yeniden doğmak isteyen bir çocuğun ağlayışıyla yürüyorum. Her bastığım yerde bir anı uyanıyor; unutulmuş bir yağmur damlası, ismi sır olmuş bir çiçek, bir zamanlar ağladığım ve sonra özür dilediğim bir taş, bir ağaç...

Kendime dönüyorum o notla. İçimde bir doğa var, evet. Ne zamandır sulanmıyor o orman? Kim susuz bıraktı içimin nehirlerini?

Şimdi o ses hâlâ kulağımda yankılanıyor. Sadece bir not değil bu. Bir mahkeme kararı gibi muhakeme ediyorum içimde;

“Sen, beni değil kendini kaybettin.”

Gözlerim bir ağacın yaprağına değdiğinde artık içime su sızıyor. Şu an tek derdim:
Ben yeniden doğayla konuşabilir miyim?
Yoksa artık sadece unuttuğum, her yanını taş binalarla tükettiğim doğanın, çığlık çığlığa yankısıyla mı yaşayacağım?

Belki cevap şu kovuktaki notta gizlidir:
“Ben hâlâ buradayım.”

Evet doğa orada.
Peki ben…
Ben şimdi hangi doğanın çocuğuyum?

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

EditörEditör