KIRMIZI FULAR
Oturmuştu bir bankta, yalnızdı.
Uzaklara bakıyordu.
Bir beklediği vardı belli ki.
Kırklarında var yok,
Buğday başağı sarısı saçlarını, rüzgâr nazikçe savurdu.
Yanında çantası, çantanın üstünde bir kitap.
Gözleri denizle ufuk çizgisinin hizasında.
Öyle ne kadar oturdu bilmiyorum.
Kalktı, yürüdü zarifti, kendinden emin olarak atıyordu adımlarını.
Boynunda kırmızı bir fular, çok yakışmıştı.
Hem saçları hem fular salındı rüzgârda.
Açıldı, incecik boynundan kırmızı fular, savruldu rüzgâra kapılıp.
Çevik bir hamle yapıp kavradım, artık avuçlarımdaydı.
İpekti, zarifti, kırmızıydı manolya kokuyordu.
Koştum gittim yanına,
Bir kaya gibi sağlam, bir gül ağacı gibi güzeldi.
Gözleri, yapraktan daha yeşil ve derin.
Baktı öyle çok umursamadan,
Uzattım kırmızı fuları, sen de kalsın desin istedim, demedi.
Gözlerim, ona tanışsak konuşsak diye bakıyordu,
Başıyla teşekkür etti sonra yürüyüp gitti.
Ben, her gün oturduğu bankta onu bekledim,
O hiç gelmedi, onu bir daha hiç görmedim.
Ondan hatıra olsun diye bahçeme bir manolya diktim.
***




























































