KENGER SAKIZI-KEVEN-KEME MANTARI
Çocukluğumun unutulmaz hatıralarından biri de kenger sakızı kaynattığım günlerdi. Kimileri de “kanatma” diyor.
Orta Anadolu'nun tam ortasında, bozkırın kurak topraklarında küçük bir köyde yaşıyorduk. Nisan ve mayıs aylarında köyün tepelerinde bolca kenger filizi bulunurdu. 10-12 yaşlarımda anam ve babamla birlikte 2 km. uzaklıkta Kemerlik dediğimiz yerdeki bahçemize fasulye ekmeye giderdik. Babam toprağı beller, anam da ekerdi. Anam toprakta çalışmayı çok severdi. Bu yüzden anamın lakabı “Toprak Ana” idi.
Ben, babama belleme işinde yardım ederdim. Bir süre sonra canım sıkılır ve arada dolanıp mızmızlanmaya başlayınca beni suya gönderirlerdi. Bazen Hüsnü dedemin, bazen de Cemal dayımın pınarından testiyle soğuk su doldurur getirirdim. Pınar dediğime bakmayın siz.
Filkeden öyle şırıl şırıl su akmazdı. Gözden gelen su combakta birikir ve testiyi tasla doldururdum. Combakta su yüzeyinde böcekler yüzerdi. Biz onlara "su durultan böceği" derdik. Mübarek, su arıtma cihazıydı sanki. Böcekleri üfleyerek kenara çekilmesini bekler ve o şekilde doldurabilirdim testimi.
Güneşin yamacında çalışan babam ve anam, testiyi kafalarına dikip lıkır lıkır kanasıya içerlerdi. Biraz sonra benim canım yine sıkılırdı. Anam, “Lan oolum senin canın sıhıldı ellaaam. Dayının nevalesinin üstündeki tepelerde kenger sahızı kaynatmaya git hadi.” demesini canıma minnet bilirdim.
Anamın çapa için getirdiği keserlerden birini alır, babamın çakısını da cebime koyar ıssız tepelerde sakız kaynatmaya giderdim. Dayımın nevalesinden geçerken yeni çıkmış can eriklerine uğrak verir, koparıp tadına bakmadan geçmezdim. Yedikçe yüzüm ekşir, dişlerim kamaşırdı. Tepelerde gezinmeye başlardım artık. 10-20 metre aralıkla dikenli kenger filizlerini gördükçe sevinirdim. Filizlerdeki dikenleri çakıyla ayıklar, yerdim. O kadar lezzetli olurdu ki…
Tadı üzüm çubuğunun taze ışkınına benzese de kenger filizinin tadı apayrıdır.
Anamın çapasıyla kenger otunun kökündeki toprağı temizledikten sonra kökünü koparmamak kaydıyla keserdim. Kesmemle birlikte sütleğen otu gibi bembeyaz kenger sütü akmaya başlardı. Damla damla akan sütler, toprakta ufacık birikinti oluştururdu. Yaklaşık 20-30 ocak (öcek) yaptıktan sonra sütleri kendi halinde güneşe kurumaya bırakırdım.
Onlar kururken ben de anamla babamın yanına dönerdim. Öğle arasında anam bohçadan azığımızı çıkarırdı. Bakır tasta kese yoğurdunu suyla özerdi. Üzerine de yufka ekmek doğrardı. Bunun adına “bulamaç” denirdi. Öyle tatlı öyle lezzetliydi ki… Güneş çarpmaları için bire birmiş mübarek. Karnım doyduktan sonra babam, “Lan oolum şoorda gurumuş gavah ağacından ufah bi dal getir. Sana pervane yapayım da dönder.” derdi. Çakıyla uğraşıp pervane yapar, küçük bir sopaya tuttururdu. Rüzgârda öyle güzel dönerdi ki. Rüzgâr yoksa eğer, koşarak döndürür ve öylece mutlu olurdum.
İki saat sonra tepelere geri döner, kurumuş sütleri öcekten toplar, ceplerime doldururdum. Cemal dayımın pınarının başında kuruyan sütlere yapışan toprakları, kum ve çakılları ayrıştırırdım. Temizlediğim parçaları ağzımda sakız kıvamına gelene kadar çiğnerdim. Çiğnerken gözle göremediğim kum taneleri dişlerimin arasında çatur çutur ezilirdi. Güneşin altında bunca uğraşın sonunda ancak üç-beş tane sakız elde ederdim. Lakin, bu uğraşın verdiği mutluluğu hiçbir şeye değişmem. Çünkü çocuk yaşımda olsam bile emeğin kıymetini anlayabiliyordum. İkindiye doğru alet edavatı toplayıp heybeyi eşeğe atar, anamı da eşeğe bindirdik mi evin yolunu tutardık. Babam önde, anam eşeğin sırtında, ben de köpeğimiz Co ile birlikte arkada, tatlı bir yorgunlukla eve dönerdik.
Eve gelince kardeşlerime sakızlarımı gösterirdim ama vermek istemezdim. Sonra gönlüm olunca birini ablama, birini de küçük kız kardeşime verir, birlikte yumuşayıncaya dek çiğnerdik. Kenger sakızı öyle hemen yumuşamıyor. Çiğnemekten çenemizin yayı gevşerdi. En mutlu olduğumuz yer ise, sakızın yumuşamaya başladığı andı. Öyle lezzetli bir tat gelir ki ağızlara. Bu tadı hiçbir sanayi sakızında bulamazsınız. Bu andan sonra iyice yumuşar ve sakız çürüdü deyip atardık. Ertesi gün çenem öyle ağrırdı ki yufka ekmeği ısırıp çiğneyemezdim.
Kenger sakızının faydalarını da araştırdım. Birkaç tanesini yazmak isterim. Diş eti rahatsızlıkları, diş ağrıları ile dişlerin beyazlatılmasında etkisi varmış. İltihaplanan veya patlayan kulak zarının tedavisinde, safra kesesindeki taşların düşürülmesinde, mide ağrısı ve şişkinliğinde, iştah açmada ve hazımsızlıkta, tansiyon, yüz felci ile şeker hastalarına iyi geldiği biliniyormuş. Tohumundan da kahve yapılıyormuş. Mübarek, her derde devaymış.
Biraz da keven/geven otundan bahsetmek isterim. Keven otu köyümün dağlarında, tepelerinde bolca bulunurdu. Sert dikenli yabani bir ottur. Bizim eşek bayılırdı bunu yemeye. Hafifçe ısırır ve yavaş yavaş çiğneyip yutarken ağzının suyu akardı. Keven otunun köklerini kesince püs dediğimiz yapışkan bir sıvı çıkardı. Püsleri de tıpkı kenger sakızı gibi kuruturdum. Sonrasında kuruyan püsleri birleştirip suyla karıştırınca belli bir kıvama gelirdi.
Elde ettiğim bu doğal oluşumu kitap, defter yapıştırmakta kullanırdım. Şimdiki UHU, PRITT, 404 gibi sanayi yapıştırıcılarının benim yaptığın püsün yanında esamesi bile okunmazdı.
Gelelim kemeye. Güz dönemi ile ilkbahar başlarında yağmur bol yağmışsa meralarda, tepelerde babamla keme mantarı aramaya giderdik. Babam eski toprak olduğu için kemenin nerede olduğunu bilirdi. Keme otu olan yerleri titizlikle arar ve elindeki sopayı kabarık toprağa vurmasıyla kemeyi çıkarırdı.
Patatese benzer bir yumrudur keme. Ama öyle lezzetlidir ki, yiyen kişi tadını asla unutmaz. Amerikalılar buna türüf mantarı diyorlar.
Hey gidi günler hey!
Çocukluk yıllarımda kaynattığım kenger sakızları, babamla bulduğumuz kemeler, tepelerde topladığım çiğdemler, navruzlar, pırçalık, yemlik, fifi otları; gezip yürüdüğüm dağlar, tepeler şimdilerde rüyalarıma giriyor. Çocukluk yıllarımda ne kadar çok anı biriktirmişim. Köyde büyümenin faydalarını hala görüyorum. Bütün bunlar farkında olmadan beni hayata hazırlamış meğer. Emeğin kutsallığını, zorluklar karşısında pes etmemeyi öğretmiş bana.
Keşke bütün çocuklar köy hayatını tadabilseydi.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
















































