DENEME
Giriş Tarihi : 28-04-2026 21:10   Güncelleme : 28-04-2026 22:47

Karanlık Notlar / Şadan Köse

Şadan Köse -KARANLIK NOTLAR

Karanlık Notlar / Şadan Köse

KARANLIK NOTLAR

Önemli meselelerde kimseye danışmadım. Çünkü insan; bu durumda yalnız kalmak, yanlışını bile tek başına yaşamak ister. Ama önemsiz işlerde; "Paltomu giysem mi, bugün şapkamı yanıma alsam mı?" diye başkalarının önerilerine muhtaç kaldım. Beni görsünler istedim. Yağmurdan çok, görünmezlikten korktum. Şemsiyemi almadım. Islanmayı değil, sıradan görünmeyi reddettim. Elimdeki baston bir ihtiyaç değildi, bir ilan panosuydu. "Buradayım..." 

Başkalarının acılarına eğildim. Yavaşça, dikkatle neredeyse şefkatle. Kendi acım, içimde sessizce büyüdü...Ben ona bakmadım. Çünkü kendine bakmak en zor iştir. Kendimi, “sağlam adım atan biri” sandım, yüce adam rolünü oynadım. Rolümü iyi oynadım. O kadar iyi ki bir süre sonra rol müydü, ben miydim onu da anlayamaz oldum.

Herkes bana geldi, dertleriyle talepleriyle boşluklarıyla. Ben onların yüklerini sırtladım. Çünkü kendi yükümle ne yapacağımı bilmiyordum. Bana göre, başkasının işini yapmak, kendi hayatını ertelemenin en kolay yoluydu. Etrafıma baktım,

Ben kimseden bir şey istemiyordum. Bu bir erdem değildi, bu bir gururdu. Herkes benden bir şey istiyordu, veremediklerimden sessizce cezalandırıldım. İnsan, işe yaramadığı an unutulurmuş.

Gazetelerin sayfasını çevirdim, sayfaları okumadım kendimi aradım, adım geçmiyordu. Bu yokluk, bir eleştiriden daha ağırdı. Eleştirmenlerin benimle ilgili ne iyi ne kötü bir şey söylemeyeceğini bile bile, onlardan bir merhamet bekledim. Kitaplar gönderdim. Bilgimi değil, vicdanımı dağıttım. Yoksullara bir şey vermedim  ama onları düşündüm. Düşünmek, vermemekten daha ucuzdu.

Acımak, sorumluluğu erteler. Ben de erteledim. Başkalarını sevdim, kendimi sevmemek için. Başkalarına öğüt verdim, kendi hayatımı susturmak için. Pascal dedim, Montaigne dedim,Shakespeare dedim. Ama onları gerçekten okumadım. Adlarını kullandım; çünkü isimler, bilgiden daha hızlı saygı kazandırır.

Ölümüm hakkında çok konuştum.Tasarladığım mezar taşlarına kitaplarımın adlarını yazdırdım.Bu, ölümü kabullenmek değildi; ölümden sonra da bir iz bırakma arzusuydu. Sonra fark ettim ki ben herkesi gömeceğimi söylerken zaman çoktan beni kemirmeye başlamıştı. Kendimi karaladım, övülmeye layık görünmek için. Hayatı fazla övdüm, beni bağışlasın diye. Çok yazdım çünkü susarsam geriye ne kalacağını biliyordum.              

Bugün, geriye baktığımda kendimi bir kemik gibi görüyorum. Üzerinden hayat geçmiş, etini almış ama hâlâ bırakmamış. Belki de insan tam olarak budur; terk edilmemiş bir kalıntı...

Şimdi anlıyorum, bunca yük taşımam, bunca susmam, bunca iyi görünmem bir erdem değilmiş. Bu, kendime dokunmaktan kaçınmanın uzun ve saygın bir yoluymuş. Ben başkalarının hayatında gereken adam olmayı seçerken kendi hayatımda hiçbir şeye gerek duymayan bir gölgeye dönüşmüşüm. Ne verdiklerim beni kurtardı ne yazdıklarım beni akladı. Geriye yalnızca alışkanlık hâline gelmiş bir vicdan, nerede başladığını bilmediğim eski bir yorgunluk kaldı.

İnsan bazen iyi olmak için değil, kaybolmamak için yaşar. Ama ben kaybolmamak uğruna kendimi bıraktım.Yine de bütün bunları yazıp kendime acımadan bakabiliyorsam demek ki hayat henüz benden vazgeçmiş sayılmaz.

***

Editör: Nüzhet Ünlüer

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi