DENEME
Giriş Tarihi : 02-10-2024 16:15

İnsanı Hayata Bağlayan Kolonlar: Gelecek ve Umut / Furkan Toprak

Yazan: Furkan Toprak -İNSANI HAYATA BAĞLAYAN KOLONLAR: GELECEK ve UMUT

İnsanı Hayata Bağlayan Kolonlar: Gelecek ve Umut / Furkan Toprak

İNSANI HAYATA BAĞLAYAN KOLONLAR: GELECEK ve UMUT

Gelecek, geçmişi de içinde barındıran kartopuna benzer. Top yuvarlandıkça, geçmiş de kendinden bir anıyı, anı ve yaşananı içine alır. Gelecek hiçbir zaman tek, bağımsız, yek ahenk yoluna devam etmez. Yaşanılan, yaşatılan hayat sebep-sonuçlara bağımlıdır. İnsanlar bir konuya, duruma karşı bakış açısı geliştirirken,  kendi hayatından da etkilenir. Gelecekte yaşanmasını, olmasını, ortaya çıkmasını beklediği her beklenti; sebeplerin tınısını, gölgesini, izini çemberin içine alır.

Sonuçlar sebeplerden kopuk ve ayrı düşünülemez. İnsanların doğumdan ölüme kadar geçen aralıkta yaşadıkları ve umut ettikleri vakalar zinciri, aslında sadece geleceğe yönelik beklentidir. Çünkü insan geçmişe dönemediği  gibi geleceğe de gidemez. Yaşadıklarına bakarak geçmişi yargılarken; yaşamadığı hayat için de beklentilere girer. Gelecek buğulu bir camdır. İnsanlar odanın içinde bulunduğu noktadan pencerenin ardındaki gelecekteki  kendini görmeye çalışır. Yanlış kararlarını ve doğru davranışlarını teraziye koyar. Tartının ölçüp biçmesini beklemeye koyulur. Bunu yaparken zararlı bir zehire de sırtını yaslar. “Umut”tur bu zehrin ismi…

Gelecekle geçmiş kazanının içine girer, umut... Umut, kazanı karıştıran kaşıktır. İnsanın ilk duyduğunda anlamsal değerine olumluluk atfettiği sözcük, çoğu için ayı takip eden gözlere benzer. Ay da insanın gözüne ve gittiği yere doğru hareket ediyormuş, birlikte yol alıyormuş hissine kapılmasına yol açar. İnsan gözüne “birlikte hareket ediyormuş gibi” gözüken Ay’ın  tam bir yanılsamadan ibaret olduğu yolculuk bittiğinde, hayal kırıklığı şeklinde insanın önüne sunulur. Aslında umut orada da devam eder. Ancak şeklini değiştirerek kaşığa dönüşür.

Kaşık ne kadar tuzu ve şekeri filtrelemeye de çabalasa, tadına da baksa, tabağın son şekline karar veremez. Kaşığın tek görevi vardır: Gelecek tam kıvamına gelinceye değin, süreklilik halinde koşup durmak… Umut her zaman ucu açık bir duygu olduğu için, geleceğe her daim bir parça kendi hastalığını bulaştırır. Şifayı kapan her insan, kaşık her döndüğünde umudu içinde yeşertiverir. Kaşık yavaşlamaya yüz tuttuğunda ise, umut ışıklarının parlaklığı derinden derine kısılmaya  başlar. İnsan, umudun aslında gri renkten ibaret olduğunu ışıktaki ayarın bozulmaya başlamasıyla hisseder. Ancak kalp bunu ruhun gizli evrelerinde muhafaza ettiği için dışarı yansımasına izin vermez.

Dışarı yansımayan her duygu da yok hükmündedir. Çünkü varlığı var eden, varlığın bizâtihi görüntüye dönüşmüş halidir. Bir yerde umuttan söz edebilmek için de umudu ortaya koyan, adından söz edilmesini sağlayan bileşkelerin varlığından söz etmek gerekir. Umut için böyle bir şeyden nesnel ve gerçek olarak söz etmek mümkün gözükmez. Umudun parçaları yoktur. Parçacıkları vardır. Mikroskobik olan parçacıklar her göze farklı hitap eder. Nasıl ki, gelecek her insan için kapağı açılmamış kavanozsa, umut da  dibine inilmemiş okyanustur. Sadece dalgıç oraya inmeye muktedirdir. Ama, ancak kasları ve gücü çerçevesinde… Ruhunda umuda dair filizlenmeleri, tomurcuklanmaları kökünde taşımayan dalgıç oraya inmeye cesaret edemez. Umut, okyanusun altındaki canlılar değildir.

Canlıların ruhundaki bakışlardır. O bakışlarda gizli olan anlam ve mesajları dalgıç hissedebilir. Umut ancak ölümü göze alabilen, yaşamla ölüm arasındaki kıldan ince ipte yürümeyi  başarabilen dalgıcın işidir. Dalgıcın inancını ve gücünü pekiştirense, umudun gelecekte olduğuna dair sarsılmaz inancıdır. Tıpkı Tanrı’sına tam bir teslimiyetle yalvaran kul misali… Kul, eğer büyük bir saygı ve korku besliyorsa, Tanrı ‘nın ona şah damarından daha yakın olduğunu, içinde tam olarak ismini koyamadığı, açıklamaya dilinin ve aklının yetmediğini bildiği bir varlığın ona yardım ettiğini bilir. Gözle görülmeyen, elle tutmayan “Tanrı Eli” adını verdiği yardım ancak kula özgü bir umuttur.

İnsan  her zaman geleceği bilme, daha müreffeh ve mutlu bir hayat yaşama umudunu içinde taşır. Her ne kadar insan bilmediği, ilk defa karşılaştığı durumlara karşın bir çekingenlik tavrı gösterse de, “merak” duygusunu kimi zaman törpüleyemediği, önüne set çekmeye güç yetiremediği için umudun da onu dürtmesiyle geleceği toprağın altını kazmaya başlar.

Umut, aslında insanın geleceği bilme ve gelecek kaygısı taşımasına sebep olan tatlı zehirdir. Şeker gibidir umut… İnsan bir defa tadına baktığı şekerin önünü alamaz. Umut da insan ruhunda bir kez suyla buluştu mu, toprağın yeşereceğini hissederek geleceği kazmaya ve ona ulaşmaya girişir. Umudun geleceğe bağlayan insan ne kadar güvenli bir limana yerleşmiş olabilir? Onu da ancak ipin gücü belirleyecektir.


Editör: Deniz Imre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi