İĞNE DELİĞİNDEN SÜZÜLEN BİR ÖMÜR
Zaman, koca bir nehir gibi gürül gürül akmaz her zaman. Bazen hayat, ucu sivri bir iğnenin o küçücük, daracık deliğine sığdırılmaya çalışılan incecik bir iplikten ibarettir. Bizler o dar geçitten geçmeye çalışan yolcularız; yanımızda taşıdığımız koca bir mazi, sırtımızda ağır bir gelecek yüküyle.
Hayatın her aşaması aslında bir "süzülme" hikâyesidir. Çocukluğun geniş ufuklarından gençliğin hırslı yollarına, oradan da yetişkinliğin sorumluluklarla örülü dar koridorlarına gireriz. İğne deliği burada sabrın ve vazgeçişin adıdır. O delikten geçebilmek için fazlalıklarımızdan arınmamız gerekir. Kibir, gereksiz hırslar ve ruhu ağırlaştıran kırgınlıklar o dar kapıdan geçemez. Ömür süzüldükçe geride kalan tortular azalır; sadece en saf, en gerçek olan geçer karşı tarafa.
"Süzülmek" eylemi, bir acelenin değil, bir oluşun ifadesidir. Bir damla suyun kayadan süzülmesi gibi ömür de yılların arasından ağır ağır ve her zerresini hissederek geçer. İğne deliği kadar dar bir alana sıkışmış hissettiğimiz anlar, aslında karakterimizin en çok keskinleştiği anlardır. Zorlukların içinden zarafetle geçebilmek, o daracık boşlukta kendine bir yol bulabilmek insanın en büyük sanatıdır.
Bir iğne deliğinden dünyayı seyretmek, bütünü değil detayı görmeyi öğretir. Hayatın büyük gürültüleri içinde kaybolmak kolaydır ancak o ince sızıntıda her anın kıymeti daha iyi anlaşılır.
***














































