İÇİMDE SAKLI KIŞ
iki ay on gün erken gelmişim
pembe renklere bürülü,
kalleşliklerle dolu bu dünyaya.
sorsalar bana,
“şikâyetim bile var,”
derdim onlara.
derunî bir dilekçedir içim, derdim onlara.
kalabalıkların ortasında
tos toparlak bir yalnızlık yaşıyorum ben.
son durağında bekleyen bir yolcu gibi;
ne ileri gidiyorum ne de dönebiliyorum geriye.
ağustos ayı ortasında,
tarlasında ayaz yemiş,
evinsiz kalmış bir buğday başağı gibiyim.
çiçeği bol gönül bahçesinde
gülü olmayan,
yurtsuz kalmış bir bülbül gibiyim.
okumamış el oğlu
beethoven’in, mozart’ın ‘’Türk Marşı’nı’’ bile çığırtırıyor,
havasını da basarak
cafcaflı, çakarlı gökkuşağı renkli arabasında.
ben ise anadolu türkülerini bile
söyleyemiyorum
karaisalı arap’ın meyhanesinde.
zemheri rüzgârı eser içimde;
gündüz gözü, gece gözü
üşür dururum hep kendi içimde.
pembe kâğıtlara yar üstüne
yazılmış, çizilmiş onlarca
türlü türlü şiirlerim de var
hiçbiri ulaşamadı,
tutsak kaldı, sessizliklere bürülü
gönlümde, gönlümün ücra köşesinde
velhasılı vel kelâm, zamansız gelmişim;
bana yâr olmayan, gönlüme yüz vermeyen,
içimde kışlar saklı bu dünyaya…
***














































