ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 10-06-2024 16:24   Güncelleme : 10-06-2024 16:42

Huzuru Bulmuşken / Özlem Tarı

Yazan : Özlem Tarı-HUZURU BULMUŞKEN

Huzuru Bulmuşken / Özlem Tarı

HUZURU BULMUŞKEN

Ne kadar süredir yerde yatmakta olduğunu bilemiyordu. Zaman mekan kavramı yok olmuştu. Adını bile hatırlamakta zorlandı.

Vücudunun altında kalmış kolunu acıyla kaldırdı. Yerde duran diğer elini ve felaket şekilde acıyan diğer elini yüzüne götürdü. Elleri yüzüne değdiğinde hemen kaldırdı. Canı acıyordu. Yüzüne değen elleri, yapış yapış olmuş bir şeylere değdi. Bebek cildi gibi olmasa da pürüzsüz olan teni şimdi yamuk yumuk param parça olmuş gibiydi. Gözleri, sanki suyun dibinde gibi puslu ve silik görüyordu. Ellerine baktığında yapışkan olan şeyi seçmekte zorlandı. Koyu kırmızı, parça parça, kenarlardan katılaşmış şey yüzüne dokunduğunda ellerine bulaşmıştı.

Genzinden ılık, yapışkan bir şey midesine aktı. Burun delikleri tamamen kapanmıştı. Bir şeyler tıkanmış olmalıydı. Çünkü nefes alırken ağzından alıyor, burnundan şu anda muhtaç olduğu hava girecek yer bulamıyordu.

Boğazından gelen hırıltı, orada da bir sorun olduğuna dair ispat gerektirmiyor ve acıyordu. Kulaklarında acı verici bir çınlama ve boğuk boğuk sesler vardı. Acıyordu işte. Her yeri acıyordu. Tüm kasları, tüm kemikleri, yüzü, gözü, boğazı hatta saçları bile acıyordu. Acı, acı, acı...

Şu anda istediği şey dünyayı yerinden oynatacak, acıyı vücudundan alıp boğazından dışarı akıtacak kocaman, dolu dolu bir çığlık atmaktı.

“Aa!!!”

Sude, kendi sesine uyandığında, deli gibi çarpan kalbinin üzerine elini koydu. Nefesi sanki maraton koşmuş gibi kesik kesikti. Gözlerini kırpıştırarak açtı. Evinde koltukta uyuyup kalmıştı.

Annesi hep söylerdi; ”Uyurken üstüne bir şey al, uyuyanın üstüne kar yağar” derdi.

Annesinin bu sözü aklına geldi. Üzerinde bir örtü yoktu. "Hafif titremelerim bu yüzden olmalı" diye düşündü.

Saatin kaç olduğunu merak ederek duvar saatine baktı. Saat on yedi otuz ikiyi gösteriyordu. Biraz sakinleşip, nefesini düzenledikten sonra mutfağa doğru giderek, bir bardak su içti. Canı kahve çekiyordu.

Ne zaman bu kötü kabusu görse, hastanede ilk içtiği kahve geliyordu aklına. O kötü kazanın ardından hastanede beş gün yoğun bakımda kalmış, üç ayrı ameliyat geçirmiş, altı ay sonra serum dışında vücuduna giren ilk sıvı için ne içmek istediğini sormuşlardı.

Sude de, ünlü bir markanın “caramel macchiato“ kahvesini istemişti. Kahvenin ilk yudumuyla hayatta olduğu için bir kez daha şükretmişti.

Sabaha karşı uykuya dalan otobüs kaptanı karşıdan gelen kamyon ile çarpışmış, kazada bir çok ölü ve yaralı olmuştu. Yaralılardan biri de Sude idi. Sude şimdi mutfağında kahvesini yudumlarken bir kez daha şükretti. Kazanın üzerinden iki yıl geçmiş, Sude artık tamamen iyileşmişti. Ama kabuslar zamanla azalsa da ara sıra onu yokluyordu.

Kahvesinin yarısına geldiğinde, camdan batmakta olan güneşin güzelliğine dalmıştı. Bardağını bırakmadan aniden mutfağından dışarı çıktı. Göl kenarına kadar yürüdü. Güneşi seyredebileceği en uç noktaya oturdu. Gözlerini kısa bir süre kapatıp, suyun kokusunun içine derin derin çekti.

Ayaklarını suya daldırmasıyla, tüm hücrelerine kadar huzuru hissetti. İki yıl yaşadığı zorluklardan sonra huzura kavuşmuştu. Şimdi hayatının her gününü son günü gibi yaşamayı öğrenmişti. Daha alacak nefesi olduğunu anlamış, bunun  için şükretmişti. Son nefese ne kadar yakın olduğunun farkına varmıştı. Önemli olan her günü, her anı dolu dolu yaşamaktı.

”Yapabiliyorken her şeyi zamanında yapmak gerekiyor” diye düşündü.

Batmakta olan güneşe; “Hoşça kal, yarın sabah tekrar görüşmek üzere” dedi. Gülümseyerek yolcu etti.

Sude, biraz daha oturacak, huzuru bulmuşken tadını çıkaracaktı.

Editör: Ümmügülsüm Hasyıldırım 

EditörEditör