HİÇBİR ŞEYİN USTASI
ustası sanırdım kendimi,
tanımanın;
rüzgârı sesinden…
çiçeği renginden…
çölü kumundan…
tuzundan da
denizi…
soğuktu damarlarım,
yüreğim korkusuz,
mayınlı sınırlarında gezinirken
bir karaşın hüznün,
elimde kurumuş buldum
bir demet suskunluğunu vedanın…
hayır,
sessizce ağladığım külliyen yalan,
kusmuşken sayısız vazgeçişi
takvimlere;
avuçlarımdan ta üstüme
ıslak bir yorgan gibi
çekerken bekleyişi,
inanın
bu tanımak değil kendimi,
usanmıştım sadece…
hepsi bu…
pahalı acılarından geçiyordum
çözülmelerin…
ayaklarımın
yarılmış tabanlarından utanmak da
kıyılarındaydı öksüz ömrümün…
yüreğim:
gemilerin bodoslama daldığı bir meyhane kalabalığı,
hangi odaya uzatsan başını
orda bir avuç sitemdir
el eden,
kıyasıya hüzne doyduğum…
yittiydim,
uzaklardaydı tanımak;
bilmek:
rüzgârı…
çiçeği…
çölü…
denizi…
itiraf etsem şimdi
kendime,
rüzgârın benden erken vazgeçtiğini,
çiçeğin bilmediğini hiç
adımı;
çölün kumuna küstüğümü,
denizinse
beni hiç affetmediğini...
bir adım daha atsam
düşesiye,
gör,
patlayacak içimdeki sancılı toprak,
adımı çağıran ağızlar
çoktan taşınmışken başka kulaklara,
iyisi mi
hoyrat bir nefes gibi
tutma beni içinde
ey sen,
dilimi
küflenesiye
nadasa
yatıran
uzaklarım…
***















































