HASRET
Hep vedayı sınadım sende.
Gitgellerinde dudak kıvrımlarında,
kinaye sözlerinde.
Beni, bana hiç bırakmadın ki,
Beni, benden alıp götürüp bıraktın sevinin kurak çöllerine.
Sonra bir serap olup kayboluşunu izledin bende.
Yine göç mevsimi şimdi
Ama kuşlar ne zaman göçeceğini biliyor,
kendi rotalarında.
Göç ettirme beni;
gönlümün kanatlarına dokunup
Ürkek kalbimi kırıp aşk ritüellerinin ortasında kurban edip beni, aşkın kaynar kazanına atıp.
Sen, nereden bileceksin ki
Gönlümün telgraf telleri olduğunu,
O telgraf tellerine haberci kuşların konduğunu,
Orada, aşka ait ezgilerin bana ait olduğunu.
Bir kasım gününde ayrılmıştık ya seninle.
Hatırlarmısın bilmem.
Yağmurlu bir günde!
Soğuk yağmurlar tenimize degerken
Aşk irkilmeleri vardı bedenimde.
Şakaklarımdan akan suya
yağmur damlaları karışıyordu.
Senin, sarışınlığına sonbahar yakışıyordu.
Yine bir göç mevsimi işte,
Aylardan kasım.
Sen, nereden bileceksin ki;
Bitmiyor bitmeyecek yasım.
Aşk bağında ekip diktiğimiz ağaclar meyveye döndü.
Bazıları mutluluğumuzu görmeden öldü.
O aşk bağındaki meyveler çürüdü,
Ekilen ağaçlar, kuruyup o bağ çöle döndü.
O yüzden ağlıyor kalem.
Bitmiyor gönülde elem.
Sensizlik zor, bi'haberim senden,
Lütfedip bir selam gönderseydin bari.
Aşk çağrısı bu, gaipten sesler,
Mutluluk anlıktır, bir ömrü besler.
Bir ayrılık bin ölümdür,
Yârsız bir hayat, İnan ki zulümdür.
***


























































