SİNEMA / TİYATRO
Giriş Tarihi : 19-11-2024 19:09   Güncelleme : 20-11-2024 00:07

Gülüşün Ardındaki Karanlık: Mizahın Yeni Yüzü - Sınırsızlık ve Çürüme / Turgay Adlım

Turgay Adlım -GÜLÜŞÜN ARDINDAKİ KARANLIK: MİZAHIN YENİ YÜZÜ - SINIRSIZLIK VE ÇÜRÜME

Gülüşün Ardındaki Karanlık: Mizahın Yeni Yüzü - Sınırsızlık ve Çürüme / Turgay Adlım

GÜLÜŞÜN ARDINDAKİ KARANLIK: MİZAHIN YENİ YÜZÜ - SINIRSIZLIK VE ÇÜRÜME

Perde açılıyor. Loş ışıklar altında, sahnede tek başına bir mikrofon. Spot ışığı, yüzünde tuhaf bir parıltıyla beliren komedyeni aydınlatıyor.  Gözleri adeta boşluğa bakıyor, dudaklarından dökülen her kelime ise hançer gibi saplanıyor ruhumuza. Bildik şakalardan, güldürüden çok uzakta. Bu adam farklı.  Gülmeli miyiz, yoksa dehşetle irkilmeli miyiz? İşte modern komedinin rahatsız edici ikilemi.

Eskiden mizah, hayatın yaralarını saran bir melhemdi; güldüren, nefes aldıran, bir nebze olsun unutturan. Şimdi ise jilet gibi kesiyor, kanatıyor, acı veriyor. Tabular yıkılıyor, sınırlar çiğneniyor. Şiddet, ölüm, cinsellik...

Komedyenin sözleri, toplumun en hassas noktalarına saplanan zehirli oklar. Gülüşlerimiz boğazımızda düğümleniyor, içimizde bir huzursuzluk büyüyor. Sanki bir kâbusun içindeyiz ve uyanamıyoruz.

Bu yeni komedi anlayışı, Quentin Tarantino filmlerinden fırlamış bir sahne gibi. Kan ve kahkaha iç içe geçiyor. "Pulp Fiction"daki gibi, şiddet estetize ediliyor, grotesk bir güzelliğe bürünüyor. Ama bu kez bir amaç yok, bir hikâye yok. Sadece şok etmek, sarsmak, rahatsız etmek var. Tıpkı Anthony Jeselnik'in yaptığı gibi. Ölüm, hastalık, trajedi... Hiçbir konu onun kara mizahından kaçamıyor. Jeselnik, mizahın sınırlarını zorlamanın ötesine geçiyor, adeta paramparça ediyor. Sanki bir ayna tutuyor yüzümüze ve en karanlık korkularımızı gösteriyor.

Modern insan, Camus'nün "Yabancı"sındaki gibi, anlamsız bir dünyada kaybolmuş, yabancılaşmış. Kafka'nın "Dava"sındaki gibi, absürt bir düzenin içinde çaresizce savruluyor. Ve bu çaresizlik, bu yabancılaşma, karanlık mizahın maskesi altında dışa vuruyor. Gülerek ağlıyoruz, kendimize yabancılaşıyoruz. Daniel Sloss, "Jigsaw" adlı gösterisinde ilişkileri öyle bir ele alıyor ki, izleyiciler gösteri sonunda ayrılık mesajları atıyor. Sloss, toplumsal normları yerle bir ediyor, izleyicileri kendi gerçekleriyle yüzleştiriyor.  Acı gerçeklerle yüzleşmek ise hiç kolay değil.

Komedyenler, toplumun kutsal saydığı değerlere saldırıyor. Din, dil, ırk, cinsiyet... Hiçbir şey kutsal değil artık. Her şey alaya alınabilir, her şey çiğnenebilir. Tepkiler çığ gibi büyüyor, ama onlar aldırış etmiyor. Sınırları zorlamak, provokasyon yaratmak, tek amaçları. Jim Jefferies, din, siyaset, toplumsal cinsiyet rolleri... Hiçbir tabu onun diline gem vuramıyor. "Gun Control" gösterisindeki silah kontrolü savunucularına yaptığı sert eleştiriler, onu hem nefret objesi hem de bir ikon haline getirdi. Toplumun ikiye bölündüğü bir anda, o, alevleri körüklüyor.

Batı'da siyasi doğruculuk tartışmaları alevlenirken, Doğu daha geleneksel değerlere tutunuyor. Ama küreselleşmenin etkisiyle, bu ayrımlar da bulanıklaşıyor. Mizahın evrensel bir dili var artık: Karanlık, rahatsız edici, sınır tanımayan. Ricky Gervais, "Golden Globe" ödül törenlerinde yaptığı konuşmalarla, Hollywood'un ikiyüzlülüğünü acımasızca eleştiriyor. Gervais, "Komedi, güçlüleri hedef almalı" diyerek, mizahın sınırlarını çizmek isteyenlere meydan okuyor.  Güçlülerin maskesini düşürmekten korkmuyor.

Peki, nereye kadar? Mizahın sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor? İnsan onurunu ayaklar altına almak, toplumsal değerleri hiçe saymak, mizahın bahanesi olabilir mi? Yoksa bu karanlık yolculuk hem komediyi hem de toplumu bir uçuruma mı sürüklüyor?

İşte tam da burada, "sınırsızlık anlatısı" devreye giriyor. Günümüzde, özellikle de stand-up sahnelerinde yaygınlaşan bu anlayış, her türlü sınırın anlamsız ve gereksiz olduğunu savunuyor. "Özgürlük" adı altında, ahlaki, toplumsal ve edebi tüm sınırlar çiğneniyor. Kutsal değerler, inançlar, hatta aile bireyleri bile "mizah" malzemesi haline getiriliyor. Bu anlayışın en ateşli savunucuları, "özgürlükçü" ve "modern" olduklarını iddia eden genç komedyenler.  Onlar için hiçbir şey kutsal değil.

Bu sınırsızlık anlayışı, toplumu bir çürümeye sürüklüyor. İnsanlar arasındaki saygı ve anlayış kayboluyor, yerini bencillik ve alaycılık alıyor. Toplumsal değerler erozyona uğruyor, ahlaki çöküş hızlanıyor. "Mizah" adı altında yapılan saldırılar, insanların kalplerinde derin yaralar açıyor.  Gülmek, yerini acıya bırakıyor.

Bu noktada, şu soruyu sormak gerekiyor: Mizahın amacı güldürmek mi, yoksa incitmek mi? Eğer mizah, insanları aşağılamak, küçük düşürmek ve değerlerine saldırmak için kullanılıyorsa, o zaman “mizah" olmaktan çıkıp bir tür şiddete dönüşüyor.

Belki de umut vardır. Belki de mizah, küllerinden yeniden doğar. Güldürmek, incitmekten daha değerlidir. Ama bu değişim hem komedyenlerin hem de izleyicilerin sorumluluk almasıyla mümkün. Komedyenler, sözlerinin gücünün farkında olmalı ve bu gücü sorumlu bir şekilde kullanmalı. İzleyiciler ise, sadece güldürmek için her şeyin mubah olmadığını anlamalı ve sınırları ihlal eden "mizah" anlayışına karşı durmalı.

Şimdi, perde kapanırken, soru hala cevapsız: Gülmeli miyiz, yoksa ağlamalı mı? Karar sizin.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi