GÜL BAHÇESİ
Dedem ve babaannem, ailemiz şehre göç edince köyde kendi başlarına kalakalmışlardı.
Dedemin bir hayali vardı; gül bahçesi yapmak. Çünkü babaannemi öyle kandırıp evlenmişti. Babaannem gençliğinde hep gül istermiş. O ise:
"Sana koparılmış bir gül getirsem yarın öbür gün onu unutursun. Ama sana gül bahçesi hediye etsem, ona baktıkça mutlu olursun, biliyorum." dermiş.
Babaannem, bu sözde teselli bulmuştu. Oysa dedem, evin etrafında uygun bir yer arıyordu gül bahçesi için. Her yıl şubat ve mart aylarında toprağı kazıyor, fakat köydeki öncelikler her seferinde hayali erteliyordu.
Bir ilkbahar, babaannem hastalanınca ben köye gitmek istedim, biraz onlarla ilgilenmek için.
Babaannem beni görünce yüzü aydınlandı, gözleri parladı. Dedem ise gururla ve hafif gülümseyerek bana baktı; sanki, “Bakın, benim de torunum gelmiş.” der gibiydi. Omuzları dik, başı hafif yukarı kalkıktı; her hareketi güven ve sevgi doluydu.
Sohbet ederek eve girdik. Evin etrafı tertemizdi ve bahçe yeni yeni yeşillenmeye başlamıştı. Meyve ağaçlarının tomurcukları, sabırsızca açılmayı bekleyen küçük mucizeler gibi duruyordu. Toprağın nemli kokusu ve baharın taze havası ciğerlerime doldu.
"Ah! İyi oldu, geldiğin canım torunum. Şu gül bahçesi işini bitiririm, sen sadece babaannenle ilgilensen yeter bana. Arada yemek yaparsın bize. Yemek yapmasını biliyorsun değil mi?" dedi dedem. Göz ucuyla bana bakıp onaylamamı bekler gibiydi.
Köyde kaldığım sürede gül bahçesi şekillenmeye başladı. Toprağa dikilen her gül, geleceğe dair umut taşıyordu. Hangi renkler var diye sormayın; ben tomurcukları gördüm, her biri ayrı bir hayal gibi. Dedem, ilk açan gülleri babaanneme verecekti; bu sessiz bir sevgi ifadesiydi sanki.
Dedem güllere bakım yaparken onların hikâyesini de anlatıyordu. Yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ gül sözünü unutmamıştı. Her gül, babaanneme olan sevgisinin sessiz bir tanığıydı.
Babaannem iyileşince ben şehre döndüm. Bir süre sonra, güllerin açtığını duydum. Telefonda dedemin sesi, evin içindeki bahçeyi ve çiçeklerin rengarenk açışını gözümün önüne getiriyordu.
"Torunum, biliyor musun? Ektiğim tüm güller tuttu ve her bir kökte birer tane gül açtı. Babaannene sordum, hangi renk ister diye, o da pembe dedi. Görsen bahçe, renk renk güllerle dolu ve hepsi güzel kokuyor. Önce ona bir tane pembe gül kopardım, sonra bahçeyi gösterdim. Şimdi bahçeye iki kalın kütük koydurdum ve eski sehpa da orada yerini aldı. Artık arada bahçede oturup hem gülleri seyrediyoruz hem de çay içiyoruz. Sen de gel torunum, hafta sonu piknik yaparız," diyordu dedem.
Onlar sağlıklı ve huzurlu olunca biz de kendimizi iyi hissediyorduk.
Bahçede açan her gül, hayatın ve sevginin simgesi gibiydi. Renkler ve kokular etrafa yayılıyor, insanın içine umut serpiyordu.
Ey, gül bahçesi! Sen nelere kadirmişsin.
***


























































