GÖZLERİYLE SEVDİ SEVDİĞİNİ
Karşısında oturuyordu. Arada bir yapılan esprilere gülüyor, ruhundaki güzellik yüzüne vuruyordu. Bluzunun açıkta bıraktığı boynunu omzunu inceledi. Pürüzsüz teni içini bir hoş etti, "Ben bu kadını gerçekten seviyorum." dedi.
Hayatlarını birleştireli yıllar olmuştu. Neler yaşamış neler görmüşlerdi birlikte. İyiyi de kötüyü de tanımış, acıyı da tatlıyı da hem ruhlarında hem de bedenlerinde hissetmişlerdi. Hayat akıp gitmişti. Kendileri de kayıksız sandalsız, bazen dalgalarla boğuşarak bazen de suyun akışına kapılarak yüreklerinin götürdüğü yere gitmeye çalışmışlardı. Belki oldukları yer bulunmak istedikleri yer değildi. Belki solumak istedikleri hava, yürümek istedikleri yol da bu değildi. Ama her nerede ve nasıl olursa olsun birlikteydiler.
Onları birbirine bağlayan sevgileri hiç azalmayıp tam tersine günden güne daha da artmıştı. Zaman su gibi akıyordu. Yaş alıyor, giden ömürden gidiyordu. Gitsin! Nasıl olsa herkesin gideceği yer aynıydı. Bu dünyadan kurtuluş olmadığına göre, bugün üzerine basılan toprak yarın gidenin üzerine yorgan olacaktı. Bu kaçınılmaz son herkes içindi. Kiminin giderken gözü arkada kalacak kimi de "Yedim, içtim, sevdim, sevildim, kalanlara selam olsun." diyecekti.
Bunları düşünüyordu sevdiğinin yüzüne bakarken. Bazen bu şekilde onu dokunmadan okşar, okşarken öperdi habersizce.
"İyi ki sevmişim," dedi kendi kendine. "Yoksa kalbim boş kalacak, hayattan bir tat alamayacaktım." Uzandı omzundan hafifçe öptü. Öptüğünü ne başkaları gördü ne de sevdiği hissetti. İki tenin birbirine dokunmasının verdiği hazzı yalnızca kendisi duyumsadı.
"Ben bu kadını gerçekten seviyorum." dedi içinden. Kadın ona baktı güldü. Farkında oldu uzaktan uzağa sevilip okşandığını. Dışarıda yağmur yağıyordu. Sokaklar ıslaktı. Karanlık, gecenin hakimiydi. Sabaha daha çok vardı...














































