GÖZBAĞI
Bana uzanamayan ellerin çaresizliği kadar masumdu
Kozasında uçma hasretiyle tutuşan
kelebeğin düşleri.
Dengesi bozulmaya yatkın çocuk
salıncağı geçti gözlerimin önünden.
Rüzgârla yarışmak arzusu,
Gözyaşlarıma sinmiş gönül kırgınlıklarıyla savaşırken
Gizli kalabilir miydi geriye dönüşlerim,
Kocaman bedenimin içinde
kayboluşlarım?
Bir kez bile gerçeğime çentik atamayan
Ayna karşında nazlanışlarım.
Eh be adam!
Sevgi yükü candır bedende,
Siyahın beyaza küsmesi olur mu?
Aynı kan akmaz mı
muştusu selam olan tenden,
Vedası hasret olan yürekten?
Eh be adam!
Zamanı mıdır kendini gayrıya bırakmanın?
Bir çiçek açtı ahşap taraçanın güne bakan gölgesinde.
Tarifi olmayan ışıklar siyahla inatlaşırken;
Matemi gizlenmiş çoban kavalı
sessizce esir düştü
Şehrin kenar mahallesine saklanmış cezası bol siren seslerine.
Sevmek, görünmez kaza;
Acil servis kapısına mıhlanmış umutlar,
İnsan üzerine yazılmış başka bir hikâye.
Eh be adam!
Çıkar sırtındaki hırkayı.
Hayrın neydi ki;
üşendin gönüle dokunmaktan?
Bahar hiç mi gelmez dudaklarına?
Su yerine ıslatacak
iki damla terin de mi yok?
Gönül okşayacak bir tek kelimen de mi yok?
Eh be adam!
Soyun artık yalnızlığından,
Kurtul artık insana ırak gözbağından.
***














































