GÖNÜL
Dur durak bilmez misin, gamdan kederden yana?
Bir gör neler yitirdin, dönüp bir bak ardına.
Çektiğin onca çile, kâfi gelmez mi sana?
Bu yolun sonu çıkmaz, dön artık gitme gönül.
Vakit şimdi ne erken ne de çok geç sayılır,
Söz vardır baş koyulur, söz de vardır cayılır,
Sarhoş sersemleşse de sabah olur ayılır,
Zararın neresinden dönersen kârdır gönül.
Her bastığın dal kırık, yürüdüğün yol çukur,
Boşuna bu parkurda, teptiğin sayısız tur,
Zamanı geldi gayrı bir mola ver de otur,
İnadı bırak artık tükenip bitme gönül.
Bu kaçıncı musibet, nasihate tercihin,
Bu kaçıncı kahırdan, eriyişindir senin,
Kaçıncıdır gövdeni, devirişi bu zehrin,
Usanmaz mısın tek dem, yıkılmaktan sen gönül?
Her darbede sitemle köpürüp coştu dilin,
Her atakta dolaştı hem ayağın hem elin,
Her acının sonunda, doğrulmadı şu belin,
Mantığını, duyguna; tercih et, yeğle gönül,
Dibini görmediğin, kuyuya taş atmaktan,
Ağza alınmaz zehri, yudumlayıp tatmaktan,
Eriyen her ümide, boyun büküp bakmaktan,
Bıkıp usanmaz mısın, yılmaz mısın sen gönül?
Ne vakit son bulacak, oynaştığın bu kumar?
Destelenmiş yıllardır, kaybettiğin her tomar,
Ne kaldı ki elinde, hepsi harap, tarumar,
Kokuşmuş günahına, eyvallah eyle gönül.
Fikrini yerden yere, çalan o dev sebep ne?
Seni bin bir yerinden sokan çılgın akrep ne?
Cevap ver, susman için kalmadı tek bahane!
Derdini anlatmayan, dermana dalmaz gönül.
Seni son kez karşıma alıp konuşmamdır bu,
Farz et yabancı gibi ilk kez tanışmamdır bu,
Bilesin ki seninle ettiğim son kavga bu,
Kendin çal, kendin oyna, eyleme beni gönül,
Düş artık şu yakamdan, canımı sıkma gönül!
***




























































