GÖÇ YOLLARI
Garip yolcuydum bir arpa boyu mesafede.
Gün doğumunda umutlanan gün ardına baktığında hüzünlenen.
Yabani kasım sabahları gibiydim, puslu elbiseler giyip sisler arasında kaybolan.
Garip öncüler vardı, pusulası bozuk, güzergâhlarda yol alıp; hikâyeler anlatan.
Sapmalarım olurdu bazen, saman altından su yürütüp sığ sularda gemiler batıran.
Kendimi parçalama modunda, kıymık kıymık yapıp parçalardım hayatı.
Garabet batağına saplanıp kurtulmaya çalışırdım sonra.
Kaosu severdim ben!
Kâbuslar içinde rüyalardan uyanmayı hem de
Kolay olmayan ne varsa zorluğun içine saplardım azmimi, kan rengine bulanan bulutlar arasından.
Sonra ceviz büyüklüğünde taşlar yağdırırdım başıma, aklımın mihenk taşı kanardı sonra,
Alırdım başımı ellerimin arasına,
Gözümdeki yaşların iz düşümünde düşerdim düşlerimden.
Tarih öncesi yerlere hayallerimi götürüp; savaş arabalarının tekerlerine çomak sokmak isterdim, katledilen çocuk haykırışları arasında.
Sonra küreği kırık yürek sandalıma koyardım tüm yaşanmışlıkları, kötü anıları boğardım iç denizlerimde.
Tüm iyilikleri fezaya yollayıp; güneşin gülümseyen yüzüne koyardım sevgiyi.
Tüm insanların gülümseyen yüzünü izlerdim onur penceresinden.
Kış yağmurları ürpertisinde açardım gönül kanatlarını, yağmuru hissederdim iliklerimde.
Tövbeler ederdim bazen, yağmurlarda günahları yıkayıp; asardım gönül balkonunun güleç yüzüne, efil efil esen rüzgârlarda kuruturdum acıları.
Bilirdim benden bir enstantane kalacağını bir yağmur bulutunda gözyaşlarımın yağmura dönüşümünde.
Sonra mutlu bir çocuk gülümsemesi düşerdi dudaklarıma, yorgun gözlerimin hatırına.
Bilirdim son yolculuğumda bir kuşun eşlik edeceğini bana, duyumsardım serçe gözyaşlarından bir yudum anı bırakacağını, ip ucu yanlızlık olan sonsuz âleme göç yolunda.
***














































