ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 21-10-2025 21:43   Güncelleme : 21-10-2025 21:51

Gidememek / Ahmet Keskin

Yazan: Ahmet Keskin -GİDEMEMEK

Gidememek / Ahmet Keskin

GİDEMEMEK 

Oturduğu yüksekçe taşın üstünden etrafı izliyordu. Göz görebildiği kadar her yer tarlaydı. Kimi tarlalar sürülmüş kimisi biçilmiş darı kökleri kimisi de yeşil yonca kaplıydı. Bu tarlalar arasından yılan gibi kıvrılan bir toprak yol, karşı tepelerden geliyor geliyor yanındaki asfaltla birleşerek bitiyordu.

Otobüse binerken:
- Şoför tembihli. Seni indireceği yeri biliyor. Köydekiler de haberli, bir at arabası gelip seni alacak. Bakarsın senden önce gelir. Gelmemişse beklemen gerekecek, demişlerdi.

Şose yolu cam kenarından izleye izleye geldiği bu topraklar, onu heyecanlandırmıştı.

Yer yer göz görebildiğince uzanan tarlalar; kimisi daha küçük kimi ağaçlar ile çevrili, pek çoğu gölgesine sığınmak için bir ağaçtan bile yoksun.

“Kararlı mısın?” demişti arkadaşı.

“Evet” demişti. 

- Kararlıyım. Demirci Mahmut'un yaşadığı yeri görmek istiyorum. Hayatta kalan çoluk çocuğunu tanımak istiyorum.
- Hiç gitmemişsin, nasıl olacak bu?
- Bir yolunu bulacağım.
- Beklentin nedir?
- Bir beklentim yok. Sadece..yi suskunluk eklediğinde arkadaşı:
- Evet, devam et.
- Bir el dokuması halıya bırakılan bağı görmem gerek.
- Bu önemli mi peki?
- Çok önemli.
...
Ocak başında dedesi öyle anlatmıştı.

- Bağ geçimimiz için yeterli gelmiyordu. Köyden ayrılmamız gerekiyordu. Bağı satılığa çıkardım. Fakat kimsede para yok. O yıllarda para hiç kimsede yok. Ayrılma günümüz geldi, fakat bir alıcı yoktu. Biz ayrılırsak sahipsiz kalacak, zamanla tarumar olacaktı. Babam burayı gecesine gündüzüne katarak var etmişti. Büyüdüğünde git gör orayı. Üst başta kuyusu var. Suyundan iç. Bu senden dileğimdir.
- Gideceğim dedem.
- Git ve gör. Suyundan iç. Dönüşünde toprağıma gel, nasıl bulduğunu taşıma anlat.
- Beraber gideriz dedem.
Gülmüştü.
- Ben gidemem.
...

Taşın üstünden kalktı. İleri geri yürüdü. Karşıyı gözledi.

Henüz gelen giden yoktu. Gidecek, görecek, kuyunun hâlâ varsa suyundan içecek, bir şişe dolduracak. İllaki "Ben gidemem"in sebebini öğrenecekti. Bunu çok istiyordu. "Ben gidemem"deki katılığı, onca ısrarına rağmen anlatmamış "Bende kalsın" ile kestirip atmıştı.

Vakit ilerliyordu. Güneş alçalmış, etraf kararmaya başlamıştı. İlerideki toprak yoldan bir toz bulutu kendisine doğru gelmekteydi. Gittikçe yaklaştı yaklaştı yanında durdu. Orta yaşlı sürücü selamladı.

- Çok beklediniz mi?
- Beklemem önemli değil. Geldiniz ya bu kâfi.
Arabacı arabayı çevirmiş, yem torbasını gösterek:
- Üstüne oturursunuz. Tutunmayı unutmayın. Yol sarsıcı olabilir.
...

Atlara, "deh!" komutunu verip hareket ettiklerinde farklı bir deneyim için heyecanlıydı.

Toprak yolda ilerleyen araba, tarlaların arasından zamanda aktı. Vakit ilerledikçe hava daha karardı. Üstlerinde ay ve yıldızlar ışımaya başladı.

İçindeki, "Acaba gelmemezlik yapar mı?" korkusunu bir kenara bırakmış, bir eliyle tutunduğu yan tahtası ayakta bir eliyle dizginleri, diğeriyle kırbacı tutan arabacıyı izliyordu.

Ata topraklarına doğru kendisini alıp götüren bu araba, onun için farklı bir yaşantıydı. Asla unutmayacaktı. "Gidemem"in sebebine ulaşırsa evet ulaşırsa köklerinin bir sırrına daha ulaşmış olacaktı.

***


Editör: Ümmügülsüm Hasyıldırım

EditörEditör