FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ / ATEŞ FEDYA - RUS EDEBİYATININ ÖVÜNCÜ
"Edebiyat ve sanat! İnsan soylu olmaya görsün, gerisi yetenekle, bilgiyle, akılla, dehayla kendiliğinden geliyor! Şapka örneğin… Ne demektir şapka? Ben gidip şapkayı Zimmerman’dan satın alabilirim, değil mi? Ama ya şapkanın altında duran şeyi? İşte onu hiçbir yerden satın alamam!"
Suç ve Ceza
Vücudum kaskatı kesildi, adeta beynim durmuştu, kol ve bacaklarım benim iradem dışında kasılıyor, gözlerim; gözlerim boşlukta asılı kalıyordu. Vücudum beni artık dinlemiyordu. Yere yığıldım; dişlerim kenetlenmiş, ağzım açılmıyordu. Gökyüzü üstüme çökmüş, ben yerle gök arasında sıkışmış gibiydim. Bu da neydi böyle? Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyordum.
Babam Mihail Dostoyevski'nin ölüm haberini almıştım. Ee, ama sevgili annem Mariya veremden öldüğünde hiç böyle olmamıştım. Söyleyeyim sebebini çünkü annemin ölmesini hiç istemedim ama babamın ölmesini o kadar çok istedim ki. Hatta onu anneme kötü davrandığı için defalarca ben öldürmek istedim. Peki şimdi ölünce neden bunları hissettim?
Evet, bu bir nöbetti ama sadece sara nöbeti değil, düşüncelerimin de nöbetiydi. İstediğim olmuştu. Peki ben niye böyle oldum? Demek ki derinlerde bir yerlerde yine de babamın gerçekten ölmesini istemiyormuşum. Bir süre yerde çırpınırken buldum kendimi. Ölüyorum sanmıştım. Nöbetin bitmesiyle hafifledim biraz. Ayağa kalkmak istedim ama sendeledim. Ömrümce omuzlarımda taşıyacağım yük artmış, annemin yokluğuna babamın yokluğu da eklenmişti şimdi.
Her şeye rağmen St. Petersburg Mühendis Okulu'nu bitirdim; asteğmendim artık. Ama zaten askeri cerrah olan babamın sert ve çekilmez olan hallerinden bıktığım için askerliğe ancak bir yıl dayanabildim ve istifa ettim. Ben yazar olacağım dedim kendime, yazar olacağım!
İlk kitabım "İnsancıklar" ile büyük bir başarı elde ettim hatta bazıları benim için "Yeni bir Gogol doğdu." dedi. Ardından yazdıklarımı hem beğenenler hem de beğenmeyenler ve acımasızca eleştirenler vardı. “Öteki” adlı kitabımda yer verdiğim çift kişilikli karakter için çok eleştiri aldım ve daha sonraki bazı kitaplarım da beni başarıya götürmedi. Umudum kırıldı, doğru. Şansımı politikadan yana kullanmaya karar verdim.
Devlet aleyhine bir komploya karıştığım iddia edildi ve tutuklanıp ölüm cezasına çarptırıldım. Bir sabah erken ellerinde silahlarla askerler çıkageldi. Ben, sekiz arkadaşım ve abim kurşuna dizilecektik. Elimiz kolumuz bağlı yere diz çökmüş halde bekliyorduk. O bekleyişte kaç asır geçti ömrümden bilemezsiniz. O an kafamızda ıslak ve demir soğukluğunda bir boşluk açılacak diye beklerken ne olduysa o arada af haberimiz geldi. Hayat bize bir şans daha veriyordu. Ancak sinirlerim bu kadar stresi kaldıramamış olacak ki babamın ölüm haberini aldığımda yaşadığım gibi büyük bir sara nöbeti geçirdim. İdam cezası, kürek ve hapis cezasına dönüştü.
Sibirya'daki Omsk Kalesi'ne sürgün edildim. Suç ve ceza beni çevrelemişti. Kollarım damgalandı, kafam tıraş edildi ve sara nöbetlerim gittikçe arttı. Cezam bitince ben istemesem de askerlik benim yakamı bırakmadı, er olarak kışlaya gittim. Kader bu ya, tıpkı annem gibi veremli ve dul bir kadınla evlendim. Nihayet özgürdüm artık. Yazma ateşi yeniden kafamda belirmişti. kardeşim ve arkadaşımla dergi çıkarmaya başladık. Kalemimden çıkan her satır değer görüyor ve kendinden söz ettiriyordu. Ah şu başımın belası kumar ve beni hiç terk etmeyen sara nöbetleri...
Yine parasal olarak sıkıntıya düşmüştüm. Daha yazmadığım kitapları bile satıyordum.
Yaşadıklarımın hepsini romanlarımda farklı karakterlere yükledim. Ezilenler, Yer Altından Notlar, Suç ve Ceza, Kumarbaz, Budala, Ebedi Koca, Ecinniler ve daha niceleri...
İlk karım beni tıpkı annem gibi terk edip gitti. Sonra ikinci eşim Anna çıkageldi ve dünyalar güzeli bir kız çocuğu tam umudumuz olmuşken ölümüyle bizi yasa boğdu. Kızımın ölümü beni derinden sarstı.
Kızımdan sonra hayata tutunmamın en iyi yolu yine yazmaktı. Delikanlı, Bir Yazarın Günlüğü, bir baş yapıt olan Karamazov Kardeşler yayınlandı. Aslını sorarsanız benim ezeli modelim Meryem oğlu İsa'dır ve onun temsil ettiği Tanrı...
Aklımda kaleme alınmak için bekleyen onlarca karakter vardı. Öksürüyordum, öksürme nöbetleri gittikçe arttı. Ben bir çaykoliğim ve sigara tiryakisiyim. Sonunda bu illet beni akciğer kanamasından yatağa düşürdü. Benim hayatım zaten engebeli bir dağ gibiydi acılar, kayıplar, yokluk...
Ama bana şu kısa hayatında yaptığın en iyi şey ne diye sorarsanız; yazmak, yazmak ve yazmak...
Ben 11 Kasım 1821 Moskova doğumlu Fyodor Mihayloviç Dostoyevski. 31 Ocak 1881' de St. Petersburg'daki evimde bedenim sonsuz uykuya dalsa da yazdıklarım sizler tarafından okundukça yaşıyor olacağım.
***











































