EVLİ AMA YALNIZ ERKEKLER
Evli olduğu hâlde bekâr gibi yaşayan bazı erkeklerin hikâyesi, çoğu zaman yüzeysel biçimde anlatıldığı gibi sadakatsizlik arzusundan ya da sorumluluktan kaçıştan ibaret değildir.
Bu tablo, evin içinde başlayan uzun bir duygusal ihmalin ve rol kaymasının sonucudur.
Kadının ilgisizliği, duygusal temasın giderek azalması, erkeğin yalnızca yapılacak işler ve eksikler üzerinden hatırlanması; erkeği evliliğin içinde görünmez kılar. Görülmeyen, dinlenmeyen, takdir edilmeyen erkek için evlilik, paylaşım alanı olmaktan çıkar; resmî bir birliktelik hâline gelir.
Bu kopuşu derinleştiren en önemli etkenlerden biri de kadının zamanla kadın gibi değil, daha çok eril bir dille ve tavırla davranmaya başlamasıdır.
Sürekli yöneten, denetleyen, kararları tek başına alan, eleştiriyi iletişimin ana dili hâline getiren bu tutum; evin içindeki dengeyi bozar.
Kadın eş olmaktan uzaklaşıp otoriteye, erkek ise partner olmaktan çıkıp pasif bir figüre dönüşür. Böyle bir evde erkek, karşısında kendisini tamamlayan bir kadın değil; sürekli mücadele etmek zorunda kaldığı “ikinci bir erkek” hisseder.
Bu durum yalnızca ilişkiyi değil, erkeğin kimliğini de aşındırır. Erkeklik burada güç gösterisi anlamında değil; değer görme, alan bulma ve saygı hissi anlamında zedelenir.
Erkek evinde yumuşayamaz, dinlenemez, kendisi olamaz. Evlilik, sığınılacak bir yer değil; sürekli tetikte olunması gereken bir alan hâline gelir. Böyle bir ortamda erkek, eve bedenen girse bile ruhen geri çekilir.
Bu noktadan sonra bekâr gibi yaşamaya başlamak çoğu zaman bilinçli bir ahlaki çözülme değil, itilmişliğin ve yalnızlığın sonucudur. İlgi, saygı ve kabul görmeyen erkek, bunları ya evin dışında arar ya da tamamen içine kapanır. Hâlâ evlidir ama evliliğin içinde değildir; nikâh vardır, bağ zayıflamıştır. Yalnızlık, insanın evinin içinde başlamıştır.
Bu tablo ne kadını mutlak suçlu ne de erkeği bütünüyle masum ilan eder. Ancak açık bir gerçeği gösterir: Sadakat tek taraflı taşınabilecek bir yük değildir.
Evlilik, iki tarafın da kendi doğasını inkâr etmeden var olabildiği bir dengede ayakta kalır. Kadın kadınlığını, erkek erkekliğini bastırdığında; ilişki tamamlayıcılıktan çıkar, çatışmaya dönüşür.
O zaman sadakat bir erdem olmaktan çıkar, ağır bir beklentiye dönüşür. Ve bekâr gibi yaşamak, bir tercih değil; sessizce oluşan bir sonuç hâline gelir.
***
Editör: Neşe Kazan















































