ESKİCİ
Kalabalık sokakların insanlarıydık biz;
Çat kapı girerdik her kapıdan.
Gülen yüzleriyle karşılardı Ümmü'ler,
Sofradalarsa buyur ederlerdi Ali'ler,
Gül desenli basmalara bürünmüş Meryem'ler,
Külot pantolonluydu Veli'ler.
Kadınların başlarında tülbentleri,
Erkeklerin kasketleti olurdu yana devrik.
Faik ağabey memurdu, başı açıktı hep.
Fena söverdi çok fena ana avrat, din iman,
Ağzı bozuktu Muharrem Amca’nın.
Kalabalık sokakların insanlarıydık biz;
Ev içinde odalarda yaşardık,
Ortak mutfak, ortak tuvalet, tahtadandı oda kapıları,
Bir köşesinde hamamlığı olanlar şanslıydı.
Ortaya sofra koyarcasına, koca teneke leğenler konurdu.
Biz mahallenin çeşmesinden kovalarla sular taşırdık.
Toprak bardaklar kırılırdı düşünce yere,
Iki tokat! çatılmış kaşlar düşse de üstümüze,
Sevilirdik, sevilirdik, sevilirdik ‘can parem’ diye.
Kalabalık sokakların insanlarıydık biz;
Artık yalnızlık yüklendik; küçük, büyükleri saymıyor,
Büyük, küçükleri sevmiyor,
Mahallemizden eskiciler geçiyor ha bire.
Ne varsa alıp götürüyorlar üç kuruşa bizim olanı,
Eskilere ait, eskiye ait...
Gittikçe yalnızlaşıyoruz işte netice. İşte bu kadar basit!



























































