ESİR MİYİZ EFENDİ MİYİZ
Hiçbir şeye sahip değiliz bu dünyada, sadece sahip olduğumuzu sanıyoruz. Sanmak derin bir yanılgıdan başka bir şey değildir.
Dünyaya bebek oluşumuzla geldik; ama bize ait olmadığı için alındı bizden. Onun yerine çocukluğumuz verildi. O da bize ait olmadığı için bizden alındı. Çocukluğumuz alınırken yerine gençlik verildi; ama o da bize ait değildi ve alındı bizden. Gençliğimizin yerine başka bir yaş dönemi verildi.
Verilen her şey alınıyor bizden. Hiçbir zaman sahip olmadık, hep sahip olduğumuzu zannettik. İşte bu zan, hayatı pervasızca yaşamamıza sebebiyet verdi.
Kendi yaş dönemlerimiz dahi bizim değilken neye sahip olabiliriz bu dünyada?
Mal-mülk, servet, makam, mevki; hangisine sahibiz ki? Emanetçiler, elindekilere sahip olmak algısıyla baktığı sürece, doğru bir bakış açısı yakalayamazlar. Bu sakat bakış açısı, insana hazımsızlık, hırs, sorumsuzluk, duyarsızlık yaşatmaktan başka bir şeye yaramaz.
"Sahip olmak" algısı, insanı tutsak hale büründürür. Efendi olmaktan çıkarıp köleleştirir. Etken değil edilgen; yöneten değil yönetilen; korunan değil koruyan hale dönüşür. Yani roller tersine döner. Bencillik işte bu noktadan itibaren insanın zihninde filizlenmeye başlar.
Büyüyen bu filiz, onun bütün hallerine sirayet ederek ona hükmeder. O artık bir esir...
Bu esareti hedonist bir duygu ve zihinle derinleştirir.
Bencil insan, hakkı tanımak istemediği gibi hakikate de gözlerini kapatır. Çünkü, onun bütün hassasiyeti bencilliğini koruyarak sürdürebilmektir. Bu anlamda Allah'ın ayetlerini dahi kendi bencilliğine alet etmekten çekinmez. Onun sevdası para ve altına yönelik olup hep büyür. Büyüyen bu sevda, onu Allah'tan ve ilahi ilkelerden uzaklaştırır. Dünya yolunda rehberi para, altın ve bencillik olanın aydınlığa çıkması ihtimal dahilinde değildir.
Aslında bize ait olan şeyleri ıskalıyoruz, ait olmayan şeylere bağlanıyoruz. Yeryüzü, insanın kendisini yetiştirme sahasıdır. İlahi vahyin aynasından kendine bakıp çekidüzen verenler, sahip olduklarına sadakatle bağlanırlar.
Bize ait olan şeyler, bizden zuhur eden davranışlardır. Olumlu ya da olumsuz hiç farketmez. Davranışlarımız, eylemlerimiz, yapıp ettiklerimiz bizi asla terketmeyecektir. İlahi huzurda dahi bizimle olacaktır.
İlahi adaletin mahkemesinde sonumuzu belirleyecek olan, yeryüzünde bizden zuhur eden davranışlar olacaktır.
Sahiplik duygusunu, bu bakış açısıyla gerçekleştirebilirsek ilahi vahyin ilkeleri bizlere nefes olur, inşirah olur.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Editör: Ümmügülsüm Hasyıldırım
















































