ANI
Giriş Tarihi : 23-01-2026 17:20   Güncelleme : 24-01-2026 01:17

Elveda İzmir / Tuncay Dağlı

Yazan: Tuncay Dağlı -ELVEDA İZMİR 

Elveda İzmir / Tuncay Dağlı

ELVEDA İZMİR 

Aylardan hazirandı. Havada, insanı bunaltan bir nem vardı. Moralim de tıpkı o günkü İzmir’in havası gibiydi. Boğuluyordum. Yıllar önce bu şehre ayak bastığımda da böyleydim. Sanki burnumu sıksalar canım çıkacaktı. Kendimi yalnız ve çaresiz hissediyordum.

Oysa burada ne güzel günlerim olmuştu. Ne kadar çok arkadaş edinmiştim. Üzüldüğüm günler de vardı ama gençliğimin en heyecan veren yıllarını da burada geçirmiştim. Daha doğrusu çocukluktan çıkıp gençliğe ilk adım atmam burada olmuştu. Şimdi ise tek düşündüğüm şey çekip gitmekti. Burada olmayacağını, hayatımın bundan sonrasına burada devam edemeyeceğimi anlamıştım.

Bir kumpasın ağzında sıkışmış, onlarca tonluk bir presin altında eziliyor gibiydim.

Okul bitmişti. Mezun olmuştum. Çalıştığım iş  yerinden kopmuş, daha emekleme döneminde olduğum gazetecilikten de soğumuştum.

Değişik yerlere başvurup farklı bir iş bulmayı denedim ama olmadı, bulamadım. 

Aslında liseyi bitirene kadar ağabeylerimin işlettiği atölyede oto tamirciliğini, lokantada ise garsonluktan kebapçılığa kadar her işi öğrenmiştim. Ayrıca meslek lisesi mezunuydum. Ama bu işlerin defterini gelirken memlekette kapatmıştım. Bir daha açmaya da niyetim yoktu. Hem üniversiteyi bitirip de yine çıraklığını yaptığım mesleklere dönmek pek akıl kârı değildi. Şansımı zorlayacaktım. Ama bunu İzmir’de değil, başka yerde yapmak istiyordum. Nedense birden bire İzmir’den soğumuştum.

Birkaç parça kıyafetimi bavula yerleştirdim. Alabildiğim kadar kitabımı, bazı özel eşyalarımı çantaya koydum. Yanıma fazla bir şey almak istemiyordum. Gerek de yoktu. İhtiyacım olan şeyler değildi. Yatak, masa, kullandığım ev eşyaları, ıvır zıvır, hepsini buradan almıştım. 

Zaten evde birlikte kaldığım arkadaşım Halit de gideceğim için üzülüyordu. Eşyalarımın tamamını alıp odamı bomboş bırakarak canını daha da sıkmak istemiyordum. Ayrıca gelen giden olur, ona gerekebilirdi.

Birbirimize alışmıştık. Tam dört yıl birlikte aynı evi paylaşmış, kardeş gibi olmuştuk. İyi bir arkadaştı. Öğrenciliğim boyunca bana hep destek olup arka çıkmıştı.

Ben daha okula yeni başladığımda o mezun olmuş, iyi bir firmada iş bulmuş çalışıyordu. Evden işe işten eve... 

Makina mühendisiydi. Bazen takılırdım, “Evlen de şu monoton hayattan kurtul. ” diye ama pek oralı olmazdı.

O da benim gibi ekonomik durumu iyi olmayan bir ailenin çocuğuydu. Biliyordum, para biriktirip ayakları üzerinde sağlam durmaya başlayınca onu da yapacaktı.

Önceki akşam, “Halit, ben gidiyorum..!” dediğimde şaşırmıştı.

“Nereye? Hani buraya yerleşecektin, ev arıyordun..! ” dedi. 

“Öyleydi ama vazgeçtim. Olmayacak. Burası çok zor. Gücüm yok.”

“Sağlık olsun. Sana alışmıştım. Nasıl olsa okul da bitti. İş bulur çalışırdın.”

“Doğru ama olmuyor. Gitmem gerek...”

“Hayırlısı olsun kardeşim. İnşallah başarılı olursun.”

“Teşekkür ederim. Benim için iyi bir dostsun. Bunun burada kalacağını sanma. Bir gün yine bir yerde mutlaka bir araya geleceğiz. Bundan eminim.”

“İnşallah..!”

O akşam vedalaşmıştık. Otobüsümün kalkış saati ertesi gün akşama doğru olduğu için o işten dönmeden ben gitmiş olacaktım.

Bekâr evimiz Bornova’daydı. Okula yakındı. Dört yıl boyunca yaya gidip gelmiş, yol parası vermekten kurtulmuştum.

Haziran döneminde mezun olmuştum.

Dört yıllık gazetecilik okulunu bir gün bile uzatmadım. Nasıl uzatayım ki hayat koşusu başlamıştı bir kere. Durup dinlenmeden arkama bile bakmadan koşuyordum. Nereye doğru, neden koştuğumu bilmeden.

Mezun olduğum okulu bilinçli bir şekilde tercih etmediğim gibi öğrenciyken oturduğum evle arkadaşlarımı da hep tesadüfen bulmuştum.

Sanki görünmez bir el beni bir yerlere doğru çekiyor, ben de mecburiyetlerimin itmesiyle o yöne gidiyordum.

O günleri şimdi düşündüğümde en küçük bir direksiyon kırması beni bambaşka bir yola, çok farklı bir hayatın içine sokabilirdi.

Kıldan ince kılıçtan keskin bir yolda yürürken, düşmemem için elimden tutan, karanlıkta kaybolmamam için önümü aydınlatan, varlığını hep hissettiren tek bir kişi vardı.. Annem..!

Yanımda olmasa bile gölgesi hep üzerimdeydi. Soğuktan, sıcaktan, kardan, kıştan koruyan hep oydu.

Onun ne kadar güçlü ne kadar dirayetli ne kadar özverili olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Ve hayatta sahip olduğum ne varsa onun eseri olduğundan hiç şüphem yok.

Bana hep verdi.. Ölene kadar..! Ölmeden önce de “Benden yana hepsi sana helal olsun” dedi.

O yüzden içgüdesel olarak onun yakınında olmam gerektiğini düşünüyordum. Biliyordum ki o yanımda olmayınca yapmak istediklerimi yapamayacaktım.

Bekâr evimizin kapısını kapatmadan önce son kez içeriye baktım. Yıllar ne çabuk geçmişti. Neler yaşamıştık neler neler...

***


Editör: Seher Uslu

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi