DÜRÜST OLMADIĞIMIZ İÇİN
Dürüst olmadığımız için, sorunlar yaşıyoruz toplumsal ilişkilerimizde dostlar.
Dürüst olmadığımız için, evliliklerimiz yıkılıyor. En başta, evlenmeden önce, kendimizi olmadığımız bir kişi gibi gösteriyoruz.
Aslında bizim olmayan bir kişiliğe bürünüyoruz. Nasıl olsa sonunda dışarıya vurup, açığa çıkacak olan kimliğimizi, kişiliğimizi gizliyor ve insanları aldatıyoruz.
Aslında kendi gerçeğimizin, olumsuz olduğunu bildiğimiz için, onu gizlemeye çalışıyoruz.
Çünkü iyi huylarımızı gizleme ihtiyâcı hissetmeyiz. Üstelik bunun farkında bile olamıyoruz.
Herkes gerçek kişiliğini, gerçekten ve dürüst olarak gösterse, herkes kendine uygun olanı bulacak ya da seçebilecektir.
Sorunlar de bu kadar yıkıcı olmayacaktır.
Koşullar zorlayınca veya elverince, bu olumsuz kişiliğimiz, ortaya saçılıp çöp torbası gibi dökülünce, özümüz , gerçek yüzümüz, bencilliğimiz, sahtekârlığımız sergileniyor.
Böylece çemkirmelerimiz, itişmelerimiz, çekişmelerimiz başlıyor.
Üstelik hemen yakın çevremizde, suçlu aramaya başlıyor ve mutlaka buluyoruz.
Kendi özümüze hiç sinek kondurmuyoruz. Ayrıca, kendi çevremizi, yaşamımızı ve hatta eşimizi değiştirsek bile, benzer sonuçlar yaşıyoruz.
Yine de; “Acaba bende bir sorun veya bir terslik mi var?” diye kendimize soramıyoruz.
Bunun yerine, suçu ya şansımıza bağlıyoruz ya da ne olduğu, nerede yaşadığı bilinmeyen bir kahpe felek bulup, suçu onun üstüne yıkıyoruz.
Çünkü bizim içimizdeki pisliği, cürufu yüklenip taşımak için, başkaları her zaman daha uygundur.
Elimizden bardağı düşürüp kırsak, bardak suçludur, o elimizden kaymıştır, bizde hata yoktur.
Bardak akıllıdır ya...
Kolumuzu kapıya çarpacak olsak, kapı suçludur, ortalık yerde neden durmaktadır.
Kapı bazen gezeliyor ya...
Soğan doğrarken elimizi kesecek olsak, bıçak suçludur.
Allah’ın belâsı bıçak bilerek elimizi kesmiştir. Bıçak kötü ruhludur ya...
Yolda bir araca arkasından çarpacak olsak, hata mutlaka diğerindedir. O, aniden durmuştur, o bize arkasıyla çarpmıştır. Biz en iyi sürücüyüzdür ya...
Bir insanın gönlünü kırsak, suç diğerindedir. Mutlaka o hakketmiştir. Biz melek gibiyizdir ya...
Hiçbirimiz melek değiliz dostlar.
Melek olsaydık , ya yeryüzünde olmazdık ya da yeryüzü bir cennet olurdu.
Dürüst olmalıyız dostlar, dürüst.
Ama önce kendimize, kendi vicdanımıza karşı dürüst olmalıyız ki, başkasına karşı da dürüst olabilelim.
Kendimize karşı bile dürüst olamıyorsak, diğer insanlara karşı dürüst olabilmemiz mümkün olabilir mi?
İlk zorlamada, içimizdeki karanlık bir şekilde dışarıya vuracaktır.
Dürüst olabilmek için önce dürüst olmadığımızı kabul etmek zorundayız dostlar.
Özümüzdeki, ruhumuzdaki olumsuz duyguların varlığını kabul etmeliyiz.
Dürüst olmadığımızı kabul etmek, dürüstlük yolundaki ilk adımımızdır.
Çünkü dürüst olmadığımızı kabul etmek dürüstçe bir davranıştır yani dürüstlüktür.
Olumsuz duygularımızdan çekinmeyelim. Onları kabul etmek, böyle sürüp gitmesini kabul etmek değildir. Onların varlığını, var olduğunu kabul etmektir. Aslında o olumsuz duygularımızın, çözülmesini ve giderilmesini de kabul etmektir.
Çünkü kabul edemediğimiz bir sorunu çözemeyiz.
Çünkü o sorun, bizim düşüncemize göre zaten yoktur.
Olmayan, varlığı kabul edilmeyen bir sorunun çözümü de olamaz elbette.
Çünkü bize göre sorunun kendisi zaten yoktur.
Bir ucundan iyi olmaya, iyileşmeye başlamalıyız dostlar.
Yoksa, bu karanlık duygular bizi, hepimizi boğacak.
İsterseniz önce şu kırdığımız gönüllerden başlayalım. Özür dilemeyi ve teşekkür etmeyi öğrenelim. O gönüller mutlu olacaktır.
Ama biz de, huzura ereceğiz dostlar, huzura.
İçimizdeki bu ağır yük ile, daha ileriye gidemeyiz. Daha aydınlık bir geleceğe ulaşamayız.
Bir yerden başlamazsak da, ilerleyemeyiz. Hemen şimdi şu anda, ilk fırsatta, kendimize, kendi vicdanımıza karşı dürüst davranmaya başlayalım dostlar.
Ertelemeyelim, sonraya bırakmayalım..














































