ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 20-01-2026 17:54   Güncelleme : 21-01-2026 00:55

Düğün / Ahmet Keskin

Yazan: Ahmet Keskin -DÜĞÜN

Düğün / Ahmet Keskin

DÜĞÜN

- Ülen Hüsen nere gittin?

Başındaki tülbenti yeniden bağlarken taşan saçlarını toplayıp tülbentin altına sokuyor, bir yandan karşıdaki bağa doğru bakıyordu. Asma dalları uzamış, çalılara kol atmış, siyah siyah çilkimler ışıldıyor ama o görünmüyordu.

- Kaçtı yine, alacağın olsun senin. Sorarım bunu.

Karşıdaki dallarla çatılmış folluklara yürüdü. Vardığında eğilip altına girdi. Toprak folluktaki yumurtalardan beşini alıp çıktı. Sarılı siyahlı bir kaç tavuk, yem umuduyla koşup geldilerse de umduklarını bulamadılar.

O geldiği gibi döndü. Kerpiçten odaya girip karşıdaki ocağa vardı. İki üç dal parçasını közün üstüne koyup üfüre üfüre ateşledi. Kararmış üç ayağı ateşin üstüne çekti. Dığana uzandı. İçine tahta kaşıkla tereyağ attı. Erimeye duran yağ önce yayılıp genişledi. Sonra köpük köpük yükseldi. Kırılan yumurtalar yağla buluştuğunda akı kabardı, tahta kaşıkla sarısını yedirdi. Ortalığı yağ kokusu sardı.

Kapıdan uzanan baş:
“Beni mi ünnedin ana?” diye seslendi. Sese dönüp baktı.

- Nerdeydin sen?
- Ayak yoluna gettiydim.
- İş olunca hep aynı yalan.
- Niye ki? Sana yalan borcum mu var? Ayak yolundaydım.
-  Eyi, eyi. Şurdan bir kap al da bir kaç çitlem üzüm yol, gel.
-  Bende acıktım.
- Bu misafire… Sen de istiyorsan yumurta kap gel.
- Tamam.
...
Misafir, örtüye konulan tabaktan yanlız başına karnını doyurup üzüme sarmıştı. 

- Hatçe bılla ziyareti sebebim hayırlı bir iştir.
- Nasıl bir iş?
-  Sizin komşunun Leyla’yı istetmek isterim. Lakin gönlü dolumu, bizi kabullenir mi bilmek isterim.
- Dersin ki bir öğren?
- He.
- Mustafa ben bu işlere girmek istemem. Eyi olur kendinizden, kötü olur bizden bilinir. 
- Sen tasa etme, hele bir sor. Ben burdayken bir görsün. Gerekirse gelsin, iki çift laflar, meramımı kendim söylerim.
- Höst! Gelsin ne demek Mustafa?
- Açık açık her iş Hatçe bılla.

İçini bir sıkıntı bassa da ahretliğin hatrı büyük.

- Sen üzümünü yiye koy. Ben varıp gelem.
- Hayırlı haber getir inşallah!
- Hayırlı mı şer mi bilemem. Hele bir varam da.
...
Mustafa heyecan içinde dut ağacı altında sigarasını tüttürmektedir. Hatçe bıllası ağzı genişlemiş, gülüş yüklü çıkar gelir.

-  Hatçe bılla?
- Tamam ülen, tamam. Leyla’nın gönlü boşmuş. Seni de görmüş. Konuşmaya gerek yok, görücü gelsinler diyor.

Mustafa sevinç içinde bıllasını kuçaklar. Etrafında döndürür.

- Dile benden ne dilersen bılla!
- Seni deli seni.
- Hakket de mi dediklerin?
- Hakket ya hakket.
...
Mustafa ayrılıp giderken:

- Her bir şey için sağol bıllam. Şimdi sana çarşıdan basma kestircem. Dikim parası da benden. Düğünümde giyersin.
- Ahmet' gerek yok len.
-  Olma mı? Var ki hem de nasıl gerek var. Şimdilik hoşça kal.
- Güle güle. Ahretliğime selam et.

Hüsen giden Mustafa’nın sevincine anlam bulamaz şekilde ardından bakarken annesine döner:
- Annem noluyo?
-  Yakında düğünümüz var oğul, düğünümüz…

***


Editör: Deniz İmre

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi