ANI
Giriş Tarihi : 07-06-2024 22:53

Deveci Hasan / Necati Küçük

Yazan: Necati Küçük -DEVECİ HASAN

Deveci Hasan / Necati Küçük

DEVECİ HASAN

Dağdaki evimizin alt tarafındaki orman yolundan birkaç gün arayla deve kervanı geçerdi. Kervan daha çok uzaklardayken en öndeki devenin havuduna asılı duran çanın sesi; “löm-büdük, löm-büdük, löm-büdük” duyulmaya başlardı. Acelesi olmayan ağır aksak adımlarla ilerleyen kervanın geçişi bir buçuk iki kadar saat sürerdi.

Ancak o gün çan sesinde bir gariplik vardı. “Löm, löm, löm” diye sık aralıklarla ötüyordu. Demek ki yüksüz develer koşuyordu. Üstelik çan sesleri bizim eve doğru yönelmişti. Hepimiz o tarafa doğru seğirttik. Bu Deveci Hasan’ın kervanıydı. En öndeki koyu kahverengi uzun tüylü deve huysuzlanmıştı. Önünde giden eşeği burnuyla itiyor, kendisini zapt etmeye çalışan deveciyi sağa sola savuruyordu. Etraftaki çalıların harımların üzerine düşen deveci düştüğü yerden kalkıp yine deveyi zapt etmeye çalışıyordu. Komik ama bir o kadar da acınası bir durumdaydı. Bütün develer birbirlerine bağlı oldukları için daha arkadaki develer de mecburen onların peşinden yetişmeye çalışıyorlardı.

Devenin oradan oraya savurduğu Deveci Hasan bir taraftan da “Nuri Dayı! Yenge! Çabuk biraz tütün ve gazete kâğıdı getirin, ne olursunuz?” diye yalvarıyordu. Hemen babamın tütün kalburundan bir avuç kırık tütün ile gazete kâğıdı yetiştirdik. Deveci Hasan alelacele kocaman bir sigara sarıp çakmağı ile yaktıktan sonra huysuzlanan devenin burnuna soktu. Deve burnunu iyice yasarak sigarayı sıkıştırdı ve tüttürmeye başladı. Sakinleşmişti. Meğer develerin en azgını aynı zamanda güreşçi olan koyu renkli bu deve sigara tiryakisiymiş. Yolda tütünü bitince, Deveci Hasan bizim eve zor atmış kendini.

Deveci Hasan, gerçek renkleri kaybolmuş eski püskü yamalı kıyafetleri olan, saçı sakalı birbirine karışmış, ellerinde ve parmaklarında minik karnabaharlara benzeyen kocaman siğiller olan çirkin bir adamdı. Yoldan her geçişinde develerini yol kenarında ıhtırıp (Çöktürmek) bizim eve gelirdi. Annem onun karnını bir güzel doyurur torbasına da azık koyardı. Evimiz iki ilçe arasındaki eski bir kervan yolu üzerindeydi. Bu nedenle zaman zaman evimize; “Tanrı Misafiri” olduklarını söyleyen insanlar gelirlerdi. Ayrıca hemen yakınlarda işlek bir su değirmeni vardı. Değirmende sıranın kendilerine gelmesini beklerken acıkan nöbetçiler (Müşteriler) de sık sık evimizi ziyaret ederlerdi. Annem gelen her misafirin önüne yemek koyar, ihtiyacı olanların torbasına azık doldurur öyle yollardı. Zaten bizimkiler cennete falan gideceklerse bu insanların dualarıyla giderlerdi. Yoksa kurban ettiğimiz besili kuzuların derisinden tabaklayarak kendi yaptığımız seccade öyle pek çabuk eskimezdi.

Bizden önceki zamanlarda köyümüzden ilçeye tütün balyaları ve benzeri yükler de develerle taşınırmış. Ama yaşım gereği benim deve kervanlarıyla yük taşınan dönemleri görmemiş olmam gerekirdi. Çünkü altmışların sonlarında bölgemizde araç yolları ve az da olsa kamyon ve traktörler mevcuttu. Ancak yolu olmayan kayalık bir bölgede odun kömürü yakmışlar (Üretmişler) ve kayalardan aşağıya indirmek için de muhtemelen başka bir bölgeden kervan sahipleriyle anlaşmışlardı. Zaten daha sonraki yıllarda artık bölgemizde deve kervanları görülmedi.

Bütün dertlerinizi Deveci Hasan'ın develeri alsın götürsün. Sizlere de sadece mutluluk kalsın.

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi