ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 16-11-2025 01:57   Güncelleme : 16-11-2025 19:14

Çobanca Düşler / Yusuf Gökbakan

Yazan: Yusuf Gökbakan -ÇOBANCA DÜŞLER

Çobanca Düşler / Yusuf Gökbakan

ÇOBANCA DÜŞLER 

Her gün birbirinden farklı, birbirinden tuhaf bir yaşamak bulaşıyor parmaklarıma. 

Bugün bir çabanım. Dekor, bilinmeyen bir yayla. Her devinimin bir sükuta çarptığı bir yayla işte. Yaylanın ortasında bir nehir. O nehrin akışını sevdim, sonra baktım ki kıskanç bir suymuş, güzelliğini o akışa yansıttım, öyle izledim. Hak verdi bana, kıskançlığı geçti, daha bir gürül gürül aktı, söz aktı, sus aktı, yürek aktı, nefes aktı.

Bir ses yankılandı birden, sisli dağların tepelerinden:
- Gece gündüz seni desem yeter!

Sen bu huzur hülyasına dalmıştın ama duymadın sesi. Benim yerime seslenmişti dağın görünmeyen zirvesi. Sonra o ses, gönlümün sisine karıştı; el yordamıyla buldum kalbimi, yerindeydi; ancak tedirgindi.

Bir başka ses de suyun derinliğinden fışkırdı, ıslak, ıpıslak bir ses:
- Eskiden her şey güzeldi, şimdi tek sen güzelsin!
İçimdeki sisi yıkadı, pakladı, akladı o ıslak ses.

Sonra sürünün otlağı dile geldi:
- Bulutların zarını soyuyorsun, ey terütaze!

Mah yüzün parladı bu sesle, utangaç ve mahçup bir parlayış. Kalktın yerinden, koyunların arasına karıştın. Kavalımı aldım, gülüşümü dağ havası çarptı, yüreğim yüreğine çarptı, bir bulut diğerine çarptı, su ayaklarıma çarptı, nefesim kavalın oluğuna çarptı, koyunların meleyişine onların en çok sevdiği ezgi çarptı, kavalın sesi ırmağın şırıltısına değdi, su ayaklarıma çarptı.

Parmaklarım kavalın deliklerinde raks ederken yarınlara olan beklentilerim, günüme çarptı. Sürü çok uzakta göründü bir anda, gittikçe de uzaklaşıyordu hızla. Bu umut çarpmasında manzara kayıyordu, ıraklaşıyordu; yalnızlığın kasveti yakınlaştıkça ruhuma. Hayal meyal seçiyordum seni artık, sürünün arasında. Kucağında bir kuzu, donuk gözlerinle, endamınla bir tablo, bir silüet gibiydin. Yüzün bana dönüktü ama gözlerin bana dönük değildi sanki. Koyunların meleyişi de donmuştu; bulutlar, sis, suyun akışı da.

Donmayan tek şey sadakatinden en çok emin olduğum köpeğimdi. Ürkmüştü, korkmuştu; ama bunu belli etmemek için yoğun çaba harcıyor; kocaman dilini sarkıtmış, yan gözle bu donukluğa bakarken iki patisini sağ omzuma atmış, “yanındayım” der gibiydi. 

- Bir alaca geyik bozdu bu donukluğu, her şey eskisi gibi yerli yerine oturdu, kucağında kuzuyla yanıma geldin, parmağınla geyiği gösterdin.
- Geyiğin bir isteği var kavalından, belki de bir şiir okumanı bekliyor.

Sesini duymak uyluk kemiğime iyi geldi, ayağa kalktım, geyiğe döndüm, göz kırptım:
- Doğru mu söylüyor bu terütaze?

Tüyleri kabardı geyiğin, boynuzları titreşti, gülümsemesi aktı ağzının kenarından:
- Doğru söylüyor ceylan.
- Bak, sana ceylan dedi.
- Ay çok teşekkür ederim.

Sevinmiştin bu sevilmişlikle. 

- Sence senin kadar seviyor mudur beni?
- İmkânsız, ama benim kadar sevmeyi çok istiyordur eminim. Kim istemez ki? Bence türkü ya da şiir dinlemek bahanesiyle senin sesini duymak için geldi ve bozdu bu donukluğu. İyi de etti, biraz daha sürseydi bu donukluk, şimdi karşında bir aklıevvel duruyor olacaktı.
- Donukluğa var eden de ceylanı getirip o donukluğu bitiren de ben değilim, Rabbimizdir. Aşkını test etti, testi geçtin ki geyiği gönderdi. 
- Bugünüm yarına çarpmayacak yine de! Hep yarınım günüme, şimdiye çarpacak değil mi?
-Sanırım evet dememden korkarak sordun, bu sormaman gereken soruyu. Ama "Evet!" demeyeceğim, "Hayır!" da demeyeceğim. Gaybı ancak Allah bilir.
- Amenna.
- Haydi, gün kararmadan dönelim ağıla!
- Haydi! Hoşça kal nehir, hoşça kal başı dumanlı dağ, hoşça kal otlak ve yayla! Sen bizimle gelebilirsin alacalı geyik, şiirini de türkünü de ağılda okuyacağım.

( Göğün alkışı uğuldar, sahne kararır, tablo gözden yiter; sen de…)

***

Editör: Deniz İmre

EditörEditör