CANİ
Beni bana sen anlattın. Bunu şuursuz bir rüzgara kapılan şuura sordum; o söyledi. “Ben”i senle alt ettim. Ben aşk oldum. Aşk aynası özümde tecelli ederken sen o aynaya bakıp kendini; daha doğrusu kendindeki bilmediğin Sen’i görebilirdin. Bu bir fırsattı; kaçırdın.
Umursamıyorum, hatta bilakis hoşnutum; merhametsizliğin bir tek bana olsun. Bana merhametsizliğinle merhamet etmeyi öğreneceksin. Her şeye merhamet duy benden gayrı; yoksa bendeki adı sen olan ıztırabın beni nasıl ben ettiğini nerden bileceksin! Gözden kaçırdığın şeyi sunma fırsatı verdi bana temeli akılcılık olan bu merhametsizliğin. Yani ki en doğru çıkarım şu: Beni bana ben kendim anlattım içine seni aldığım sevgiyle. Peki seni sana kim anlatacak içine beni almadan.
Kaygım, acım, sarhoşluğum sana olan aşkımdan değil; senin bende şekil alan seni göremeyişindendir. Ben aşkımdan , ıztırabımdan dahası sabrımdan memnunum. Sen memnun musun her hücrende ben varken beni yok saymaktan? Bunu başaramayacağını biliyorsun, bilmenin ötesine geçip duyman da gerekli, yoksa o her şeyin önüne çıkardığın aklın kendin yiye yiye bitirecek kendisini.
Şimdi işin en önemli kısmına geldi sıra: Ben zamanla sen iken “O” oldum. Beni “O”na yar eden yar sendin. Ama sen hep sen olarak kalacağımı zannettin.Ben O olmayı sana anlatamazdım sadece duyurabilirdim; ama sen anlatmamda ısrar ettin. Benimse öyle bir şeyi denemeye bile hakkım yoktu; çünkü kalp teri döke döke, binbir meşakkatle bulduğum O’nu kaybedebilirdim. Bu riski kalbini aşk potasında eriterek ruhun keşfine çabalayan hiçbir yaratılmış yapamazdı. İmkansızı istediğini görünce de seni gözümden azad eyledim; asla gönlümden değil.
Bu yüzden herkesin güldüğü yerde, herkesin güldüğü anda ben ağladım. Belki herkes gibi dudaklarıma tebessüm boyandı. Ama adı üstünde sadece boyaydı. Bu ıztırabın gülüşüydü; deşifre edemezdim. Herkesten ayrılıp kendi münzeviliğime çekilir çekilmez gözyaşlarım duayı da alarak yanına o boyayı söküp attı. Dudaklarım geceler boyu büzülü kaldı, ıztırap ağlamaya doyamayan bir hal şeklini aldı. Ah o arınış halleri, ah o ‘’O’’na dönüş halleri, yakarış halleri… Ne muhteşem bir hazdı. O anda işte, kızgın bir ateşten urgana sarılarak aşka ulaşmış bir kahramandım.
Artık herkesin yapay gülüşü ve sahte olduğunu bile bilmedikleri mutlulukları ile ızdırabımı besledim. Büyüdüm; aşk büyüdü. Zilletten şerefe yükselmenin onuruydu bu. Gözyaşının ve ızdırabın eşsiz hazzı…
Sunî hazların canisiyim ben.













































