ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 11-12-2025 02:20   Güncelleme : 11-12-2025 05:06

Cam Şişe / Mehmet Ali Selamoğlu

Yazan: Mehmet Ali Selamoğlu -CAM ŞİŞE

Cam Şişe / Mehmet Ali Selamoğlu

CAM ŞİŞE

Hasan, sabah ezanından biraz sonra uyandı. Yatak odasının duvarındaki çatlak, geçen kıştan beri büyüyordu. Her sabah gözünü ona dikerek uyanıyordu; sanki evin değil, hayatının çatlağıydı o.

Eşiyle üç gündür konuşmuyorlardı. Ne büyük bir kavga olmuştu, ne de bir hakaret. Mutfakta bozulmuş bulaşık makinesi yüzünden çıkan küçük bir tartışma, sessizliğe dönüşmüştü. Eşi “Servis çağıralım.” demiş, Hasan ise “Ben hallederim.” diye diretmişti. O günden beri evde kelimeler değil, bakışlar dolaşıyordu.

Yavaşça kalktı, terliklerini giydi. Mutfakta kahve suyunu ocağa koyarken, pencerenin kenarındaki boş cam süt şişesine gözü takıldı. Normalde sütçü sabah erkenden gelir, boş şişeyi alır, dolusunu bırakırdı. Ama üç gündür uğramamıştı. Cam şişe hâlâ oradaydı; hem alışkanlığın hem de değişen zamanın sessiz bir tanığı gibi.

Hasan, sütçünün gelmemesini önce hastalığa yordu, sonra belki artık bu mahalleye uğramıyordur diye düşündü. Bugün mecburen markete gidecekti. Ama yine de cam şişe arayacaktı. Alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemezdi.

Kahvesini sütsüz içmek istemiyordu. Süt almak için çıktı evden. Hava serin ama kuruydu. Kırşehir'in sonbaharı kendini belli ediyordu. Caddede yürürken, karşı apartmanın önünde duran yaşlı adamla göz göze geldi. Her sabah orada oturur, gelip geçenleri izlerdi. Hasan başını hafifçe eğerek selam verdi, ama cevap alamadı. Adamın bakışları boştu, sanki Hasan’ı değil, yıllar öncesini görüyordu.

Marketin önüne geldiğinde, camdaki afiş dikkatini çekti: “İndirimli ürünler: 3 al 2 öde!” Eskiden böyle şeyler olmazdı. Herkes neye ihtiyacı varsa onu alırdı. Şimdi insanlar ihtiyaçtan çok fırsat peşindeydi. Hasan içeri girdi, süt reyonuna yöneldi. Cam şişe aradı ama raflarda sadece plastik kutular vardı. Parlak etiketler, renkli kapaklar… Hepsi ona yabancıydı. Eli rafta öylece kaldı. Sonra almaktan vazgeçti.

Kasaya yönelirken arkasından bir ses duydu:
- Hasan abi, sen misin?

Döndü. Genç bir çocuk, yüzünde tanıdık bir ifade. Ama çıkaramadı.

- Benim abi, Mahmut’un oğlu İsmail. Hani siz eskiden bizim eve soba borusu takmaya gelirdiniz ya...

Hasan gülümsedi. O günleri hatırladı. İsmail o zamanlar ilkokuldaydı. Şimdi boyu Hasan’ı geçmişti.

- Vay be, zaman ne çabuk geçiyor.
- Geçiyor abi, ama bazı şeyler hiç değişmiyor. Babam hâlâ sobalı evde yaşıyor. 

Hasan, marketten çıktıktan sonra eve dönmedi hemen. Parka uğradı. Banka oturdu. Cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Kendisi, eşi ve çocukları. Gülüyorlardı. O gülüşlerin altındaki geçmiş şimdi daha da ağır geliyordu.

Parkta oturduğu bankta, Hasan uzun süre fotoğrafa baktı. Gözleri, küçük kızının gülüşünde takılı kaldı. O gülüş, şimdi İstanbul’da bir reklam ajansında çalışıyordu. Oğulları ise geçen yıl evlenmiş, Ankara’ya taşınmıştı. Evde sadece kendisi ve eşi kalmıştı. Ama evin içindeki sessizlik, iki kişilik değildi. Sanki çocuklar gitmeden önce başlamıştı bu sessizlik. Şimdi ise daha çok hissediliyordu.

Telefonunu çıkardı. Bir mesaj vardı. Kızı yazmıştı:
“Baba, nasılsınız? Bu hafta sonu elinizi öpmeye geleceğiz.”

Parmağı mesajın üzerinde durdu. Cevap yazmak kolaydı ama ne yazacağını bilmiyordu. “Gel tabii” mi demeliydi, yoksa “Annenle konuşmuyoruz, belki başka zaman” mı? Sonra hiçbir şey yazmadan telefonu geri cebine koydu.

Eve dönerken adımları yavaşladı. Apartmanın merdivenlerini çıkarken, her basamakta bir anı canlandı gözünde. Kapıyı açtı. İçeride hâlâ sessizlik hâkimdi. Eşi mutfakta, sırtı dönük, lavaboda bir şeylerle uğraşıyordu. Hasan ayakkabılarını çıkardı, salona geçti. Birkaç dakika sonra eşi geldi, elinde bir çay bardağı.

- Çay koydum, içersin belki…

Hasan başını kaldırdı. Üç gündür ilk kelimeydi bu.

- Sağ ol.

Eşi bir şey demedi ama salondaki koltuğa oturmadı. Mutfaktaki sandalyeye geçti. Aralarında hâlâ mesafe vardı ama artık kelimeler dolaşmaya başlamıştı.

Hasan, çayından bir yudum aldı.

- Sütçü gelmemiş yine.
- Fark ettim.
- Marketten almadım. Cam şişe yoktu.
- Belki cam şişeyle uğraşmak istemiyordur.
-  Belki de... Ama ben cam şişeyi seviyorum.

Eşi başını salladı.

- Ben de.

O an, Hasan fark etti: bazen küslük, günlerce çözülmezdi. Ama bir bardak çay, bir cam şişe, bir ortak alışkanlık... Bunlar da birer kelimeydi. Belki konuşmaya buradan başlayabilirlerdi.

***


Editör Gülçin Granit

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi