BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 15-10-2024 13:37   Güncelleme : 17-10-2024 23:19

Cahit Sıtkı Tarancı / Hasan Hüseyin Akyol

Hazırlayan: Hasan Hüseyin Akyol -CAHİT SITKI TARANCI

Cahit Sıtkı Tarancı / Hasan Hüseyin Akyol

CAHİT SITKI TARANCI

2 Ekim 1910 tarihinde Diyarbakır’da doğan şair, yazar ve çevirmen Cahit Sıtkı Tarancı, Galatasaray Lisesi mezunudur. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmeyerek yarıda bıraktı.

Oktay Rifat ile Paris Radyosu’nun Türkçe Yayınlar Bölümü’nde sunuculuk yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın Tercüme Bürosu’nda çevirmen olarak çalıştı.

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan şair, şiirin yanında hikâye ve düz yazılar da yazdı. Hem hece ölçüsü, hem de serbest ölçü ile şiirler yazdı. Duru, temiz, anlaşılır bir dil kullanarak yalın bir anlatıma önem verdi. Hayatın güzelliği, insan sevgisi, ömrün geçiciliği ve ölüm, şiirlerinin başlıca konularıdır. Sağlam şiir tekniği ve coşkulu(lirik) anlatımıyla çağdaş edebiyatımızın en usta şairlerinden biri oldu.

“Otuz Beş Yaş”, “Haydi Abbas”, “Kara Sevda”, “Gün Eksilmesin Penceremden” adlı şiirleri bestelenmiş şiirleri arasındadır ve beğeniyle dinlenmektedir.

“Ömrümde Sükut”, “Otuz Beş Yaş” ve “Düşten Güzel” ve “Sonrası” şiir kitaplarıdır.

13 Ekim 1956 yılında Viyana’da hayata gözlerini yuman Cahit Sıtkı Tarancı’yı, bu dünyadan ayrılışının 68. yılında, iki güzel şiiriyle, rahmetle ve saygıyla anıyoruz.

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

Yaş otuz beş yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah'ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze, ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.

DESEM Kİ

Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!

Desem ki.
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini, 
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

EditörEditör