BİR TAŞIN GÖKYÜZÜ KANADI
Bir varmış bir yokmuş…
Evvel zaman içinde uzak diyarların birinde, bir zamanlar koca bir ejderha gibi, öfkelendiğinde ateşler saçan bir yanardağ varmış.
Öfkesi göğü kızartan; sesi dağları titreten bu yanardağ, zamanla ateşini dindirmiş. Lavları susmuş, kalbi küle dönmüş.
O eski yanardağın derinliklerinde ise küçük bir taş parçası yaşarmış.
Doğduğundan beri hep aynı yerde durur, ne ileri gidebilir ne de geri dönebilirmiş. Yerinde kımıldamadan hep aynı karanlığı görmekten çok sıkılıyormuş.
Her gün başını kaldırır, yanardağın ağzından görünen gökyüzüne bakarmış. Gökyüzünde süzülen kuşlara imrenir, onlar gibi özgürce uçmayı düşlermiş.
“Keşke…” dermiş. “Keşke ben de hareket edebilsem. Onlar gibi özgür olabilsem…” diye düşünür, dua edermiş.
Bir gün, yeni uçmayı öğrenen bir kuş yavrusu gökyüzünde kanat çırparken dengesini kaybetmiş. Minik kalbi korkuyla çırpınırken kendini sönmüş yanardağın içine bırakmış. Kanatlarını açmaya çalışırken hızla o küçük taşın üzerine düşmüş.
O an yıllardır yerinden kıpırdayamayan taş parçası sarsılmış. Yuvarlanmış, yerinden kaymış ve ilk kez olduğu yerden ayrılmış.
Taş şaşkınlıkla durduğunda içi sevinçle dolmuş. “Sonunda dualarım kabul oldu.” diye düşünürken onun yuvarlanması ile yukarıdaki büyük taşın üstüne konan minik kuşa;
“Teşekkür ederim.” demiş,
“Sayende doğduğumdan beri ilk kez hareket edebildim.”
O gün dost olmuşlar.
Küçük kuş her gün taşın yanına gelir, uçtuğu yerleri, gördüğü gökyüzünü, bulutların arasındaki rüzgârı anlatırmış.
Taş onu dinledikçe hayaller kurar, anlatılan yerleri görmeyi istermiş.
Bir gün kuş yine gelmiş;
“Biliyor musun, bugün burada benim son günüm taş dostum.” demiş. “Göç zamanı geldi. Sana veda etmeye geldim.” demiş.
Taşın içi burkulmuş.
Ama kuş gülümseyerek;
“İstersen benimle gel. Seni de kolye gibi boynuma takarım. Eğer benden ayrılmak istersen de kızmam, istediğin yerde seni bırakırım.” deyince taş bir an durmuş. Korkmuş.
Ama hayal etmekten çok, hep yerinde kalmaktan korktuğunu anlamış. Heyecan ve sevinç ile
“Hadi o zaman, gidelim.” demiş.
O anda kuş, taşı boynuna bir iple bağlayarak kolye yapmış. O günden sonra taş kuşla her yere gitmiş. Dağların üzerinden denizlerin ötesine, gökyüzünün en uç noktalarına kadar… Hep birlikteymişler.
Taş artık bir kolyeymiş. Meğer taş yerinden oynadığı o gün kader ağlarını örüyormuş.
O günden sonra birlikte uçmuşlar.
Dağların üzerinden denizlerin ötesine gökyüzünün en uç maviliğine kadar.
Ve onların dostluğu dilden dile diyar diyar dolaşmış.
Derler ki dostundan hiç ayrılmak istemeyen taşın ve kuşun duasını duyan melekler, kuşun tüyünden bir zerre ve taşın kalbinden de minicik bir parça alıp gezdikleri topraklara serpmiş.
O zerreler toprağa karıştıkça dostluk filizlenmiş dostluğun unutulduğu diyarlarda.
Gökten üç elma düşmüş…
Biri cesaret edenlere…
Biri dostluğa inananlara…
Biri de hayal etmekten vazgeçmeyenlere…
***













































