BİR KİTAP: GURABAHANE-İ LAKLAKAN / AHMET HAŞİM
Ahmet Haşim’i genel olarak bir şair olarak tanırız. “Şairdir ki emsalsizdir” desek ne abartı olur ne de övgü. Onun şiiri, okunduktan sonra belleğimizin üzerinden esip geçen bir meltem değildir. Haşim’in hasretlerle dolu ve kederli ruhunun derinlerinden çıkan dizeleri, aklımızın yüzeyine izler bırakmaz. Ağır ve anlam dolu kayalar gibi ruhumuzun derinlerine batar ve orada kalırlar.
Onun dizeleri durdukça yıllanır ve demlenir. Onun şiirinde nehirlerden Dicle vardır. Annesinin silik ve belirsiz hatıraları vardır. Şehirlerden İstanbul vardır. Yalnızlığı, anne özlemi, bırakılmışlık, öfke duyulan bir baba ve kendinden memnun olmayış vardır. Kendi var oluşunu, en çok da kendi yüzünden mutsuzluğu vardır. Esmer tenli olmasından, yüzündeki çiban izinden mutsuzdur. Belki bu nedenle akşamları seçer şiirlerine. Sessizliği, yalnızlığı seçer.
Şiir sevip de Haşim’i sevmemek olmaz. Evet, kullandığı dil ne yazık ki artık yaşamayan sözcüklerle örülüdür. Evet, aruzla yazar ve heceye gönül indirmez. Ama bunlar, onun şiirini; gerçek şiir âşıklarının gözünde düşürmez.
Ancak Haşim, yalnızca bir şair değildir. O, aynı zamanda çok büyük bir nesir ustasıdır. Hangi yazısını okursanız okuyun. Şiirlerinde gösterdiği söz ustalığının yanına düzyazılarında eşsiz benzetmeleri getirir. Başladığınız bir yazısı bittiğinde evreniniz, derin ve renkli anlamlarla dopdolu ve adeta sarhoş olmuştur.
Kurduğu cümlelerle belleğimize silinmesi zor ve derin izler bırakmaktan hoşlanmaktadır. Bu izler aklımızı acıtmaz ve ağrıtmaz. Aklımız, yeni ve yalnızca Haşim’den aldığı bu estetik zevk ile dolgun ve mutludur.
Eğer hiç bir düzyazısını okumaysanız Haşim’i tanımadığınızdan emin olabilirsiniz. “Gurabahane-i Laklakan” dan başlamanızı öneririm. “Yakından” adlı yazısını okuduğunuzda sanatçımız hakkında söylenen ve yazılan her övgünün aslında yetersiz olduğunu fark edersiniz. Sanatçılar hakkında yazdığı bu yazıda, kendisi de bir sanatçı olduğu halde son derece çarpıcı ve ama tutarlı ifadeler kullanmıştır.
Kendi yüzünden mutsuz olduğunu söylemiştik. Haşim, Mustafa Kemal’i yakından gördükten sonra bir yazı kaleme alır. Gazinin eşsiz yaratılışından etkilenmiştir. “Gazi” adlı yazısını okursanız Haşim’in sanat gücü, Türkçemizi kullanma becerisi ve eşsiz benzetmeleri hakkında bir fikir sahibi olursunuz. Haşim, kolay beğenen bir sanatçı değildir. Ancak Yakup Kadri’nin yazarlığından bir kaç defa övgüyle söz eder.
Türk edebiyatında elbette pek çok büyük nesir ustası vardır. Yahya Kemal de bunlardan biridir. Ancak Haşim’in sözcük ve anla evreni kıyas kabul etmeyecek bir derinlik ve incelikle örülüdür. O, sadece onun dünyasıdır ve Haşim, kederlerle örülü bu dünyasını bizimle paylaşmıştır.



























































