BİR KİTAP: AŞK HİKAYESİ / İSKENDER PALA
10 Haziran 1617 sabahı Kulaksız Kabristanı’nda Hatun Kişi mezarı üzerinde, biri kadın üç ceset bulundu. Erkekler mezara kapaklanmış, kadın da erkeklerden birine sarılmış vaziyetteydi. Üçü de aynı vakitte ölmüştü.
Kaknusia
Gunala
İshak
Bahşi
İki kadın iki erkek, aşk üçgeni değil bir aşk dörtgeni içinde buluyorsunuz kendinizi.
Bir papaz kızı olan güzeller güzeli Kaknusia ve deliler gibi aşık olan Bahşi. Lakin dinleri birleşmelerine manidir. Papaz baba asla kızını vermek istemez Müslüman Bahşi’ye, bu yüzden kaçarlar iki sevgili. Nikahları da kıyılmıştır. Lakin, nereden bilebilirlerdi ki sadece bir gün karı koca olabileceklerdi birbirlerine. Sonrası ise çeyrek asır hasretlik.
İnatçı papaz adam takar gençlerin peşine kızını geri getirebilmek için ama kaş yapayım derken göz çıkarır çünkü tuttuğu adamların köle tacirleri olduğunu bilmemektedir. Ve mutluluğu bu iki tertemiz aşıklara çok gören hayat adeta tacirlerden yanadır ve kızı yakaladıkları gibi Bahşi’den ayırırlar ve köle olarak satmak için yola koyulurlar. Ancak İstanbul'a giden gemi fırtınaya tutulur Bahşi’nin de içinde bulunduğu gemi, fırtınaya daha fazla dayanamaz batar, birçok kişi boğularak ölür. Bahşi ve birkaç kişi ancak hayatta kalabilmişlerdir.
Ve bir yeniçeri olan yiğitler yiğidi arslan gibi Yağız delikanlı İshak, namı diğer Evrennik. Bir gün gece vakti iki kadına rast gelir ve kadınlardan biri yalvar yakar kendilerini Üsküdar'a tekne ile götürmeleri için yalvarır. İshak normalde yapmaması gereken şeyi sırf merhametinden dolayı yapar ve iki kadını karşıya geçirir. Lakin bu gecenin tüm hayatını değiştireceğinden bihaberdir.
Adını bahşeden kadın Selma'dır ancak diğeri konuşmamaktadır. Ve birden, İshak'a bu dilsiz dilberi bırakarak gecenin karanlığında kaybolur.
İshak şaşkın ve çaresiz kime ne diyecektir bekar bir yeniçeri ve gecenin bir yarısı konuşamayan bir kadın ona emanet iken.
Ancak o da ne? İshak kızı görür görmez adeta vurulur deliler gibi aşık olur. Ancak evlenmesi mümkün değildir. Gerekirse yeniçeriliği bile bırakmayı düşünür. Hayaller kurar ancak bu güzel düşünceler dilsiz kızın hamile olduğunu öğrendiği üçüncü gün suya düşer. Ancak o kadar sevmiştir ki bu güzeli, tüm tabuları yıkarak hem kızı hem doğacak çocuğunu kabullenip evlenmeye karar verir. Kızın adını da “Lalin” koyar, doğan kızına da “Lalzade”
Ancak Lalin resmi olarak karısı olsa da, hiçbir zaman Allah katında eşi olmamıştır İshak'ın. Hem de çeyrek asır boyunca. O hançer yatakta aralarında her daim durmuştur . Ama İshak hiç vazgeçmemiş yıllar geçtikçe aşkı daha da büyümüştür.
Peki Bahşi ne yapmaktadır ? Yıllarca Kaknusia’sını deli divane gibi aramış ancak bulamamıştır. Fırtınadan kurtulan köle Gunala yıllarca Bahşi’yi bırakmamış kendi iradesiyle Bahşi’nin kulu kölesi olmayı kabul etmiştir çünkü o da Bahşi’ye deliler gibi aşık olmuştur.
Bahşi, Gunala’yı Safiye Sultan’a cariye olarak hediye eder bir gün. Maksatı köleler arasında belki biricik sevdiğini bulabilme umududur ama nafiledir bu çabası.
Derken yıllar geçer Safiye Sultan’ın saltanatı sona erer ve Sultan Ahmet dönemi başlar. Bahşi iyi bir dülgerdir. Yapımı yedi yıl süren Sultan Ahmet Camii’sinde görev almıştır. Tabii bu süreçte her daim Kaknusia’sını aramakta her ümidin peşinden gitmektedir.
Derken bir gün bir kadın görür, yanında da küçük çok sevimli bir kız çocuğu ve bu kadın Kaknusia’ya çok benzemektedir.
Bu durumun peşini bırakmaz Bahşi lakin bir türlü bir daha onları göremez, çünkü aşkından ölen Kaknusia namı diğer Lalin’in eşi İshak evini Galata'ya taşımış ve izlerini kaybettirmiştir. Hocalarının, şeyhinin gerçeği söylemeleri gerektiği telkinleri işe yaramamıştır.
Derken biricik kızı daha doğrusu kızı olarak kabullenip büyüttüğü Lalzade hastalanmış ve genç yaşında hayatını kaybetmiştir. Lalin yıllarca aşk acısı çekerken bu sefer de evlat acısını tatmıştır.
Derken Sultan Ahmet Camii’nin açılışına tüm İstanbul ahalisi katılmış bayram eşliğinde törenler düzenlenmiş namazlar kılınmıştır . Gece olduğunda ise kimseler kalmamıştır avluda. Bir kişi hariç…
Evet o aman Allah’ım çeyrek asırdır aradığı kadın Kaknusia tam karşısındaydı.
- Geldin mi Bahşi?
- Evet Kaknusia’m
- Çok geç kaldın!
Gecenin sabahı olduğunda Bahşi yıkılmıştır, çünkü Kaknusia evinde ölü bulunmuştur. Ölen kızın kendi evladı olduğunun şokunu ve acısını atlatamadan biricik sevdiceğinin kaybıyla adeta aklını yitirme noktasına gelmiştir.
Derken bir yıl daha geçer ömründen. Kaknusia’nın ölümünün birinci yılı. Mezarının başında ağlarken birden karşısında İshak’ı görür. Düşmanlıkları yoktur artık. Çünkü ikisi de çok sevmişti. Biri sevdiceğini ilk günden kaybetmiş ama diğeri de ömrünün çeyrek asrını umutsuzca sevdiği kadına adamış ve korumuştu.
Ve ilerden bir ses saçı başı dağınık derbeder biri aşağılar şekilde konuyor ikisini de. Evet bir yıldır görünmeyen köle Gunala bu. Bahşi’ye deliler gibi aşık olan, aşkının karşılığı alamadığı gibi Bahşi ile Kaknusia’nın kavuşma ihtimaline tahammül edemeyen Gunala.
Yoksa Kaknusia’yı o mu?..
Birden, mezarın başında boğuşmalar, ellerin gırtlağa gittiği ölümün ve aşkın aynı anda dans ettiği sahne.
Divan edebiyatı yazarı olan İskender Pala, bu son romanında aşk, ilahi aşk üzerinde fazlaca durmuş. Sultan Ahmet dönemi ve camii yapımı sürecinde geçen bu olayı anlatırken adeta Osmanlı sokaklarında gezdiriyor okuyucuyu.
Yeşilçam filmi tadında bir roman olmuş. Bilhassa kızın aşkına kavuşamaması ve lal olması, kocasının onu çok sevmesi ama ilk aşkını beklemesi. Hatta kocasının onu kaçırma hikayesi Şener Şen'in “Eşkıya” filmindeki Keje karakterini akıllara getiriyor adeta.
Bu kitaba not vermek gerekirse, on üzerinden sekiz derim.
Keyifli okumalar













































