BİR KIŞ SABAHI
Birkaç gündür İzmir'de fırtınayla birlikte çok güzel yağmur yağıyor. Kaç zamandır yağmura hasret kalmıştık. Yağmur, rahmet ve bereket demek. Barajlarımızın suyla dolması insana mutluluk veriyor. Buralara yağan yağmur, benim memleketime kar olarak yağıyor şükürler olsun.
Sabah yürüyüşten sonra markete uğradım. Bir şeyler aldım ve kasaya geldiğimde görevli personel, "Ağabey, İç Anadolu'nun soğuğu var gibi giyinmişsin. Parka, bere ve bottan anlaşılıyor.” dedi. Görevliyle daha önce tanışmıştık, bana takılması da bu yüzden.
Kendisinin Doğu Anadolu'nun bir şehrinden olduğunu biliyorum. "Vallahi öyle oldu, özellikle buranın sabah soğuğu bizim oraların soğuklarına benziyor. O yüzden sıkı giyindim. İnsan memleketinin soğuklarını da özlüyor be kardeşim. Çıtır çıtır yanan sobanın sesini, üzerinde kaynayan suyun sesini, kuzinede közlenen patates ve pişen çöreklerin kokusunu, tadını özlüyor." deyince arkadaşın tebessümle sessizce beni dinlediğini gördüm. Belli ki o da aynı şeyleri düşünüyordu.
İnsan her nereye giderse gitsin nerede yaşarsa yaşasın çocukluk ve gençlik yıllarındaki yerleri, yiyip içtiği şeyleri çok özlüyor. İnsanın yaşı kemale erince bazı şeylerin kıymetini daha iyi anlıyor ve daha objektif kıyas yapabiliyor. Çocukluk ve gençlik yıllarımı köyde yaşamış birisi olarak, "İyi ki o günleri görmüşüm" diyorum.
Köyümüze kışın öyle kar yağardı ki yollar kapanır, bazen okula gidemezdik. Babamla anam her sabah ezan sesiyle kalkarlardı. Ben, kafamı yorganın içine çekmiş vaziyette anamın sobayı yakmaya çalışırken kırdığı çubukların çıtırtı sesleriyle uyanırdım. Sonra da “hışır” denilen kurumuş ekin saplarıyla, bazen de kurumuş ayrık otuyla tutuştururken çıkan acı ve keskin duman kokusuyla uyanırdım.
Soba deliğinden çıkan “pof pof” sesleriyle odaya duman dolardı. İçerisi hafiften ısınınca yorgandan kafamı çıkarır, yattığım somyadan hafif doğrularak pencereden dışarıya bakardım. Pencerenin camı soğuktan buz kristalleri tutmuş olurdu.
Babam, elinde kürekle hayatta yol açar, sonra da damdaki karı kürürdü. Burnu ve yanakları kızarmış vaziyette ellerini ovuşturarak içeriye gelir, "Aman Yarabbi! Bu ne gadar soğuh, dondum valla! Hanım boon gece öyle soğuh olmuş ki valla zemheri soğuğu var dışarıda. Ortalık çatlamış sanki, dışarısı çat ayaz olmuş.” deyip ellerini yanan sobada ısıtmaya çalışır, ısınmayan ellerini boruya yapıştırırdı.
Bu arada anam akşamdan mayaladığı hamura şekil vererek çörek yapar ve sobanın fırınına sürerdi. Çöreği iki kat hamurla yapardı. Alttaki katın üzerine çömlek peyniri koyduktan sonra ikinci kat hamurla üzerini kapatırdı. Biraz sonra içerisi sımsıcak olur ve biz çocuklar da kalkıp okula gitme hazırlığı yapardık. Evin arkasındaki tuvalete oturup kalkmak tam bir işkenceydi. Hele buz gibi suyla elimi yüzümü yıkamak uykumu tümden açardı.
Bu şekilde içeriye kendimi zor atardım. Bu arada fırından, mis gibi kokan kızarmış köy çöreğini çıkarırdı anam. Çay mı? Esasen biz çayla sonraları tanıştık. Çay özel günlerde misafire ikram edilirdi.
Kahvaltıda tarhana çorbası, kesme çorbası veya sütlü çorba içerdik. Güğüm mü? Güğümdeki su çok amaçlıydı ve her şeye kullanılırdı. Yemeklere, abdest suyuna, hatta hayvanın küspe kepeklerini ıslatmak için kullanılırdı. Karnımızı doyurup sırtımızı kavice giyindikten sonra da okulun yolunu tutardık artık. Okula giderken çantamızı altımıza alıp köprüye aşağı kayar, düşe kalka varırdık okula.
Bazı geceler yatmadan önce acıkırdık. Çocukluk bu ya yediğimizi çabuk eritirdik. Gece yatmadan önce yenilen yemeğe “geber yatlık” denirdi. Yani eskiler; ye de zıbar, uyu anlamında söylerdi. Yanan sobanın üzerine sulanmış yufka ekmeği açıp ısıtırdık, hatta biraz da gevretirdik. Gevremiş ekmek arasına çömlek peyniri koyar ve dürüm alırdık. Bir tas suya pekmez karıştırıp şerbet yapar ve kaşıkla içerdik. Peynirli dürümün yanında pekmez şerbeti harika olurdu. Vay be ne günlerdi!
Şimdilerde anamın yaptığı köy çöreklerini hatta geber yatlığı bile öyle özlüyorum ki! Eşim, canımız isteyince elektrikli fırında nefis poğaça, simit, çörek ve bilumum hamur işlerini harika yapsa da her nedense çocukluğumdaki tatları özlüyorum. Bu sobanın verdiği ısıyı şimdiki kaloriferlerde bulamıyorum. Aslında evi ısıtan sadece soba değilmiş. Aile bütünlüğü ve anne baba ve çocukların bir arada bulunmasıyla oluşan sıcak aile ortamı imiş. Bizler onca yokluğa ve zorluğa rağmen kış aylarında bile mutluyduk.
***














































