ANI
Giriş Tarihi : 21-11-2023 19:31   Güncelleme : 26-11-2023 23:56

Beyaz Köpek ve Kırmızı Koltuk / Göher Güler

Yazan: Göher Güler -BEYAZ KÖPEK ve KIRMIZI KOLTUK

Beyaz Köpek ve Kırmızı Koltuk / Göher Güler

BEYAZ KÖPEK ve KIRMIZI KOLTUK

Bazen insanın aklına gelmeyen, başına geliyor!..

Bir zamanlar bahçeli bir evimiz vardı. Bahçede  beslediğimiz; “Jesi” adını verdiğimiz, kırma Alman kurdu bir köpeğimiz, bir de adı; “Misket” olan bir kedimiz vardı. Yazın bahçede, çardağın altında oturmanın keyfini bilenler bilir. Yine bir gün bahçede çardağın altında otururken, aniden fırtına çıktı ve ardından gök gürültüsü ile birlikte şimşek çakmaya başladı. Gök gürültüsünden korkan sahipsiz bir köpek, evin kapısını açık görünce; can havliyle, merdivenlerden fırlayıp, evin içine daldı...

Önce mutfağa, sonra küçük oğlumun odasına, koridordan banyoya, ordan yatak odasına, ardından salona. Öyle panik olmuştu ki; salonun ortasında dört dönüyor, koltuktan koltuğa atlıyordu. Biz ailece şaşkınlık içindeyiz. En sonunda köpek; iki koltuğun arasına girdi, öylece pustu kaldı. Bir kabın içine yemek koydum, dönüp bakmadı bile. Maksadım yemeği yerken, tabağı oradan uzaklaştırarak onu dışarı çıkarmaktı. "Ne mümkün!" Ne bizi yaklaştırıyor, ne de yemeğe yaklaşıyor. Bin bir türlü uğraşılara rağmen çıkaramadık evden. Hırlıyor, dişini gösteriyor, karnı inip inip kalkıyor. Jesi dışarıda kuduruyor, havlayıp duruyordu, evde yabancı köpek var diye. Fırsatını bulsa, o da içeride alacaktı soluğu...

Çaresizliğin bu kadarı;  dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Gök gürültüsü ve şimşeğin ardı arkası kesilmek bilmiyor. Küçük oğlum, gök gürültüsünden ve köpekten korkuyor, bacaklarıma yapışmış durumda. Salonda köpek hırlıyor. Dışarıda Jesi kendini yırtıyor. Laf aramızda ben de korkuyorum gök gürültüsünden ama anneyim ya, belli etmiyorum. Sinirlerim altüst oldu. Birden aklıma 155'i aramak geldi. Aradım; "zabıtayı arayın" dediler...

Aradım zabıtayı;
- Eve iri yapılı sahipsiz beyaz bir köpek girdi, çıkaramıyoruz. Lütfen gelebilir misiniz?

- Hanımefendi evde köpeğin ne işi var. Nasıl girdi? Şimdi nerede? 
- Salonda iki kırmızı koltuğun arasında, öylece oturuyor, bize bakıyor. Bir türlü çıkaramıyoruz.

- Hanımefendi burası dalga geçilecek yer değil. Demek kırmızı koltukta oturuyor, ha! Meşgul etmeyin telefonu.

Sinirlerim boşaldı, gülme krizine girdim.

- Koltukta oturmuyor beyefendi, iki koltuğun arasında oturuyor.

Gülmekten konuşamıyorum.

- Dişlerini gösteriyor. Vallahi de billahi de, şu an bile bana bakıyor, yandan yandan. (Gülmekten katılıyorum).

Köpek gözlerime bakıp, kafasını o yana bu yana çeviriyor; "Hep siz mi oturacaksınız burada?” der gibi. Yayıldıkça yayıldı.

- Lütfen, lütfen gelin. Gelin görün, siz de şaşıracaksınız.

Güldüğüm için zabıta beni ciddiye almadı ve; "İyi günler" diyerek telefonu kapattı...

Şimdi ne olacak, köpeği çıkarmanın yolu yok! Yemeği beğenmemiş olmalı diyerek; akşama pişirdiğim yemeklerden bir bir sunuyorum, yemiyor zavallıcık. Küçük oğlum yaprak gibi titriyor, dört yaşında o zaman. Durmadan çare arıyoruz, nasıl çıkarabiliriz diye. Derken ev telefonu çaldı;

- Buyurun! 

- Ben, Zabıta Müdürlüğü’nden arıyorum. Köpek çıktı mı?

Ne olduysa, zabıta memuru geri aramıştı.

- Maalesef çıkaramadık.

- Nerde şu an?

- İki kırmızı koltuğun arasında.

- Hayret, hâlâ orda mı? (Gülüyor, bir taraftan.)

- Evet orda, zavallıcık.

Bu sefer gülmüyorum. Ciddiyetimi koruyorum. Gülersem gelmez diye, sıkıyorum kendimi.

- Adresi verir misiniz?

- Tabi ki! Torbalı Mahallesi...

Biraz sonra geldi zabıta memurları.

- Görelim bakalım, kırmızı koltukların arasında oturan yakışıklıyı.

Salona aldık zabıta memurlarını.

- Aa, sahiden doğruymuş! Siz gülünce, şaka zannetmiştik. (Gülmeye başladılar.)

Epeyce bir uğraşıdan sonra çıkardılar, zavallıyı. Köpeği götürürlerken, gözyaşlarım sel oldu, aktı. Sanki aileden biri gidiyormuş gibi. O da can taşıyordu. Bizim gibi, o da çok korkmuştu, şaşkındı!..

Her ne kadar ağlasam da, hepimiz rahatladık.

Akşam yemeği saati yaklaşıyordu. Biraz dinlenmeyi hak ettik. Aman Tanrı'm, o da ne! Halının üstünde, koltuklarda, perdelerde, televizyonda, kitaplığımda, salonda ne varsa, her yerde kene kaynıyordu. Oğlumun odası, koridor. Yüzlerce binlerce, susamdan daha küçük kenelerle dolu. Çıldırmamak delirmemek, elde değil! Dökülen kılları saymıyorum bile. Nasıl temizlenir, nasıl baş edilir! Bu neydi başımıza gelen! Temizlemek gene neyse, bir şekilde temizlenir de, hepimizi ölüm korkusu sardı. Çünkü, o dönemde kene ısırması sonucu; "Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi" diye bilinen bir  hastalıktan, eniştemizi kaybetmiştik, Amasya'da. Dehşet bir şeydi bu! Ya birimizi ısırırsa kene! Ya biz de eniştem gibi!..

Korkudan bacaklarım tir tir titriyor. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Arkadaşımı aradım:

- Yetiş, eve köpek girdi, her yeri kene sardı!

- Jesi’de kenenin ne işi var. Şakanın sırası değil, ben yorgunum yatacağım, gelemem.

- Jesi değil, sahipsiz bir köpek. Şaka yapmıyorum vallahi, koş yetiş diyorum, yetiş!

Arkadaşım geldi, soluk soluğa. Evin halini görünce; aman Allah'ım! Bu ev nasıl temizlenecek diyerek, dizlerini dövmeye başladı...

Ondan sonrası, tam bir kabus! İlaçlama ile başladık işe. Temizlik, badana, boya, vs... Temizlik yaparken bir taraftan da köpeği düşünüyorum. Zavallı hayvancık; sırtında o kadar kene ile nasıl yaşıyor, akıl alır gibi değil...

İşte böyle! Bazen insanın aklına gelmeyen, başına geliyor... 

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi