AİLE
- Gel canım gel.
Yüzünde her zamanki tebessümle onu izledi. Eşi kendisine gelen sese yöneldi.
- Sana sütlü kahve yaptım.
- Teşekkürler canım. Gerçekten ihtiyacım var kahveye. Yoruldum biraz. Çimleri biçmek, biçilenleri poşetlemek, ağaçların dökülen yapraklarını derleyip toplamak cidden yordu beni.
- Şimdi kahvem yorgunluğunu alır senin.
- Ona şüphem yok.
- Yanında kek ister misin?
- Yemesem suratını eğersin, yiyeyim.
- Kendine kahve yapmadın mı?
- Yaptım yaptım, seni tek başına bırakır mıyım hiç! Karşılıklı içeceğiz.
- Yehhoo!
Gelip sandalyeye oturdu.
Eşi kek tabaklarını uzattı. Aldı, yanına koydu. Dolaşıp eşi yanına geldi.
- Dur, dur!
Eşinin elinden çatalı aldı.
- Sen onca zahmet etmişsin. Ben de keki sana yedireceğim.
- Her zamanki gibi ha?
- Öyle…
Çatalıyla bir parça alıp uzattı. Dudakları tebessüm ile açıldı. Uzatılan parçayı ağzına kattı. Yavaş yavaş çiğnerken, eliyle dudaklarının kenarından düşmek üzere olan parçayı yakaladı.
- Güzel olmuş.
- Senin elinin değdiği her şey güzelleşir.
Çatallar gitti geldi. Fincandaki kahveyi yudum yudum içtiler. Gözleri birbirini izliyor, mutluluk içinde gülümsüyorlardı.
Erkek boşalan fincanı tabağına koyup eşinin yanaklarına dudaklarını uzattı ve bir buse kondurdu.
- İyi ki varsın, yanımdasın…
- Sen de iyi ki varsın…
Mutfak onca eşyası ile sevince kesti. Sevinç büyüdü, büyüdü…
***















































