İNCELEME - ARAŞTIRMA
Giriş Tarihi : 11-11-2025 16:54   Güncelleme : 11-11-2025 16:58

Afet İnan’ın Anılarında Mustafa Kemal Atatürk ve Anıtkabir / Gevher Demirkaya Aktaş

Gevher Demirkaya Aktaş -AFET İNAN’IN ANILARINDA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE ANITKABİR

Afet İnan’ın Anılarında Mustafa Kemal Atatürk ve Anıtkabir / Gevher Demirkaya Aktaş

AFET İNAN’IN ANILARINDA MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE ANITKABİR

"Vatan sevgisi, fedakârlık, cesaret, feraset, yiğitlik, bir ideal uğruna şehadet şerbeti içme, gazilik şerefine ulaşma nedir?" sorularına cevap arayanlar, tarihi; şan ve şerefle dolu Anadolu coğrafyasını görürler.

1923'ten 1938'e kadar on beş yıl boyunca Atatürk, kurduğu devletin başkanı olarak görev yapmıştır.

1934'te Büyük Millet Meclisi, bir yasayla ona Atatürk soyadını vermiştir. Bu tarihten başlayarak Mareşal Gazi Mustafa Kemal, sadece "Atatürk" adıyla anılmıştır.

Atatürk'ün ölümünden sonra onun ebedi uykusu ve üzerinde kurulacak anıt için çeşitli düşünceler ileri sürülmüş ve milletin bütün hassasiyeti senelerce bu mesele üzerine olmuştur. Bu hususta kendisinin yazılı bir vasiyetnamesi olmamıştır. Ancak bu konuya ait bazı anılarım vardır. Buna göre Atatürk'ün gömüleceği yer ve toprak, devletin merkezi Ankara'da olacaktı. Çünkü onun en son kuvvetli arzusu bir an önce Ankara'ya dönebilmekti. Fakat bu şehrin neresinde yatacaktı? Atatürk'ün sağlığında, kabri olmak üzere, benim bildiğim iki yerden bahsedilmişti. Biri eski Büyük Millet Meclis’inden istasyona inen cadde üzerindeki daire şeklindeki arazi; diğeri Çankaya'daki yeni köşkün mermer havuzu. Bu yerler şu münasebetle konuşulmuştur. Bir akşam Atatürk'ün etrafında toplananlar arasında, onun fâni oluşu üzerinde durulmuş ve kendisi şu cümlesini tekrar etmişti, "Benim naçiz [değersiz] vücudum bir gün elbette toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. " Böyle dedikten sonra da "Milletim beni istediği yerde yatırsın, yeter ki beni unutmasın" demiştir. Büyük Millet Meclisi'nin altındaki daire şeklindeki yeri ortaya atan Recep Peker'e ise "İyi ve kalabalık bir yer, fakat ben böyle bir arzumu milletime vasiyet edemem" demiştir. Ancak, yine o akşam ileri sürülen bir fikrin kendisini çok mütehassis ettiğini, bugün gibi hatırlıyorum: Ülkenin bütün sınır boylarından getirilecek toprak üzerinde yatmak. Recep Peker, hararetle bu fikrin sembolik savunmasını yapmıştı.

Atatürk, böyle bir fikrin uygulanmasından ancak fâni (ölümlü) vücudu için haz ve gurur duyacağını belirtirken bana bakarak "Bunu unutma" demişti. Bu itibarla o, Ankara'da, yurdun özellikle sınırlarındaki savaş alanlarından ve her taraftan gelen toprak üzerinde yatmaktadır. Bu anımın esas noktalarını özetleyecek olursam; gösterilen mezar yeri için o olumlu veya olumsuz bir arzuyu desteklememiştir. Ancak yurdun her tarafından gelerek harmanlanacak toprağa yatmayı gönülden arzu etmişti. Kabir yeri için ikinci anım da şudur: 1932 yılının yaz aylarında bir gündü. Çankaya'daki Pembe Köşk'ün yapılması bitmiş, döşenmiş ve oraya taşınılmıştı. Akşam çiftlikte bazı davetlilerle Marmara Köşkü'ne yemeğe gitmiştik. M. Kemal sofrada, "Beni milletim nereye isterse oraya gömsün, fakat benim hatıralarımın yaşayacağı yer Çankaya olacaktır" diye tekrarlamış ve Çankaya'yı kendisinin mezarı olarak istemekten vazgeçmişti. Atatürk, burada insancıl bir duyguyla yaşadığı yere bağlılığını ifade etmişti. Ancak mezarı olacak yer için bir dileğini başka hiçbir zaman vasiyet şeklinde bizlere bildirmedi ve bu geceden sonra Çankaya'ya gömülme konusunu tekrar ettiğini hiç işitmedim.  

Bugünkü Anıtkabir yeri ve Büyük Anıt

Bugünkü Anıtkabir yerine gelince, orası için anım da şöyledir: M. Kemal, Ankara'yı karış karış gezer ve her yerini çok iyi tanırdı. Hatta otomobille civarda gezintiler yaparken, düz yollardan gitmekten canı sıkılır ve şoföre genellikle, "Sür!" diye emir vererek düzlüklere ve bayırlara saptırırdı. O, bu hareketiyle Ankara'nın görünüşüne çeşitli noktalardan bakar ve özellikle kalenin eski stratejik durumu üzerinde dururdu. Türkiye Cumhuriyeti'ne devlet merkezi olarak seçtiği Ankara'nın coğrafi ve tarihi yerini tam olarak belirlemek isterdi. 1930 yılının baharında muhafız kıtalarının bir manevra yapacağını haber vermişlerdi. Atatürk beni oraya gönderdi. Kıtalar havagazı fabrikası civarında mevzi almış ve hücuma hazırlanıyorlardı. O zamanlar tamamen boş olan bu yerden hücuma kalkan askerlere, kumandanın verdiği hedef, "Rasattepe" idi (Bugünkü Anıttepe) Buraya kadar manevrayı izleyerek tepeye çıktığımız zaman yağmur başlamıştı. Fakat etrafa bakmaktan kendimi alamamış ve Ankara'yı şehir olarak oradan görmenin özelliğine dikkat etmiştim. Bu gözlemimi Atatürk'e de anlattım. Ondan sonra bir gün oradan hep beraber Ankara'yı ve civarını seyrettik. O bu tepenin özellikle kaleye bakan yamacını pek beğenmiş ve kalenin semaya iz düşümünün buradan en iyi göründüğüne işaret etmişti. Gerçekten bu yer eski ve yeni Ankara'nın en merkezi bir tepesidir. Oradan şehrin her tarafını insan gözleriyle kucaklar ve Atatürk'ün de özellikle kaleye karşı beğendiği en hakim bir noktadır. Aynı zamanda Atatürk'e kabir olarak seçilen bu yer, öteden beri Anadolu toprağında yaşayanlara mezar olmuş bir yerdir. Tepe dolma bir yığıntıdır. Nitekim toprak tesviyesi yapılırken Frigya devrine ait (MÖ VII. asır) iki tümülüs, içlerinde eşyalarıyla beraber Türk Tarih Kurumu tarafından incelenerek meydana çıkarılmıştır.

Demek ki onun yatacağı Anıtkabir'in yeri olarak seçilen Rasattepe hem Ankara şehrinin her tarafından görülebilir hem de tarihi bir değere de sahiptir. Türkiye Cumhuriyeti devleti ona muazzam bir Anıtkabir yapmış ve bu abide bir Türk mimarının müsabaka kazanmış planına göre Türk mühendis ve işçilerin eseri olmuştur. Bu anıt, M. Kemal'in birleştirici ve kurtarıcı fikrini bize daima yaşatacaktır. Bu demek değildir ki, abideler olmadan Atatürk'ün fikri yaşamayacaktır. Ancak, abideler vatanımıza atılan ebedi imzalardır. Atatürk'ün anıtı, Türk varlığının manevi bir kalesidir. Onda sembolleşen ebedi şükran borcunun ifadesini her fert gözleriyle görmektedir. Atatürk'ün manevi huzurunu her Türk ve her insan orada en çok hisseder ve yarının Türk büyükleri bu büyük insanın düşüncelerinden esinlenirler. Anıtın etrafı plan gereğince ağaçlandırılıyor. Yabancı ülkelerden Türk dostlarının burayı yeşillendirmek için gönderdikleri ağaç fidanları, Türkiye'ye ve onun kurtarıcısına karşı asil birer jest olmuştur. Bunu düşünmek lütfunda bulunan kimselere teşekkürler. Bu fikir, Atatürk'ün "cihanda sulh" prensibine ne kadar da uygundur. Bu suretle O'nun son isteği yerine getirilmiştir. O, Ankara'nın çorak sırtlarını, Orman Çiftliği adı altında ağaçlandırmayı istemişti. Şimdi yine Ankara'nın başka bir çorak sırtı, onun Anıtkabir'inin hâlesi olarak yeşillenmiş durumda. Bu park orman, Atatürk'ün vatanı için hasretini çektiği yeşil renklerle bezeli. Bir bölgede uygarlık ve yaşam ağaçlarla beraber gelişir. Atatürk, Ankara için bunu geliştirmek istedi, kendisi yeşillikler içinde yatıyor. Selanik'teki küçük ve mütevazı bir muhitten çıktıktan sonra yarım yüzyıllık ömrü içinde, Atatürk'ü tanıyan çevrelerin birbirini kovalayan daireleri bütün bir dünya olmuştur. Atatürk'ün kaybına bütün bir ulus, acı duyarak yas tuttular. Onun cenazesini eski düşman ulusların temsilcileri de dost olarak ve ölümüne acı duyarak izlediler. Ruhu şad olsun.

"Ben bin bir müşkül karşısında yılacak bir insan olsa idim, büyük işlerin rehberliğinde, milletim beni yaya bırakırdı. Milletimin hüsnüniyetine daima minnettarım" M. Kemal Atatürk.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi saygı ve minnetle anıyorum. Ruhları şad olsun, onları unutmayacağız ve unutturmayacağız.

 

Yararlanılan kaynak:
Atatürk’ün manevi kızı Prof. Dr. Afet İnan’ın Atatürk Hakkında Hatıralar ve  Belgeler kitabı.

***

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi