ÖYKÜ
Giriş Tarihi : 20-06-2025 22:04   Güncelleme : 23-06-2025 01:31

Yüksek Sesle Düşündüm / Suna Türkmen Güngör

Yazan: Suna Türkmen Güngör -YÜKSEK SESLE DÜŞÜNDÜM

Yüksek Sesle Düşündüm / Suna Türkmen Güngör

YÜKSEK SESLE DÜŞÜNDÜM

"Yağmur yağıyordu ama bulutlar gökte değildi. Tepemdeydi, zihnimin içinde..."

Tavanın içinden yüzüme sızan bir sabah mahmurluğu. Uyanmak istememiştim; ama alarmların şah damarı çatladı yine. Bir ses: "Kalk, kalk!" deyip duruyor. 

Kimdi o? 
Bilmiyorum...
Ben miydim?
Belki de televizyonun susturulmuş sesi, savaş çığlığında çalkalanan.
Bir annenin feryadı, bir çocuğun ağlamasıydı belki de...

Sonra fark ettim ki bu sabah da dünya yine aynı gezegen. Hani derler ya, "Aynı tas, aynı hamam." Yine yankılanıyor sosyal medya, Orta Doğu üzerine oynanan oyunlarla.

Yine füzeler, bombalar düşüyor; çocuklara, annelere, insanlığa. Twitter’da iç savaş, Instagram’da aşk şiirleri, Facebook'da nişan, düğün fotoğrafları gırla... Yüzümle gülüyorum ama içimdeki mimik hep uzaklara bakıyor.

Kahve koydum. Yalnızca cezvede kaynamıyor, kalbimde de fokurduyordu; kırık umutlar, yıkanmamış ütüsüz hayaller. Suyla temas ettiğinde köpüren bir geçmiş gibi... 

Köpükler, "Haydi yola koyul, iş seni bekler!" diyordu.
Dışarı çıktım. Taktım maskemi. Bir değil, üç tane; biri Orta Doğu'dan gelen sesler için, biri unutulmuş insanlık için, biri de kendim için.

Yürüdüm imsiz. İşine yetişmek için duraklara koşuşturan kalabalıklar arasından geçip aceleyle attım kendimi ilk gelen trene.
Şarkı söylüyordu metroda bir şarkıcı içli içli...

Bir an göz göze geldik. Nedense titretti içimi hüznü. Bakışlarında bir sis vardı; ama şarkı değildi söylediği. Dilinde çürümüş bir çocukluk haykırıyordu sanki... O, çocuğu sesiyle onarıyordu.

Kimse duymuyordu onu. Ben duymuştum, hissetmiştim. Gözüm yaşardı, sızdı o an cebimde taşıdığım geçmişin bir damlası.

İşyerine vardığımda hâlâ kemiriyordu beynimi o sisli bakışı şarkıcının. Açtım bilgisayarı. Kapanmalıydım o günkü işime.

Ama ne mümkün! Her yerden fışkırır gibi üzerime gelen umarsızlık kol geziyor medyalarda. 

Haykırmaya niyetlendim dünyanın gelmişine geçmişine. Ama dilim kaydı zeminde, kelimelerim kaçtı yutkunduğum yerde. Ben miydim yanlış olan yoksa?..

Öğle yemeğinde oturdum en tenha köşeye.

Duvardaki ekranda haberler; “Orta Doğu’da savaş büyüyor: İran ve İsrail’den peş peşe saldırılar…” 

Ama etrafımda uğultulu bir neşe. Bir masada dedikodu, diğerinde kahkaha. Ben ise bir çatal makarnayla hayatı sorguluyordum.

O sırada telefonumun ekranında bir mesaj: "Gül yüzlü sevgilim, bugün nasılsın? Gülüşün, kalbime yazılmış en güzel şiir... Seni her şeyden çok seviyorum."

Dünya savaşlarla çalkalanırken, bombalanırken şehirler, yersiz yurtsuz kalırken aileler, saklanmışken füzelere çocukların geleceği, düşen bombalarla yanıyorken umutlar; utandım kendimden. Hâlâ insan olmanın tek dizesi bulunamamışken...

Öğlen sonu yetişmesi gereken dosyaları  hazırlamaya uğraşırken zaman kayıp gitmişti eve dönüş yoluma…

Bir işaret miydi bana, uyarı mı? Tesadüfle tevafuk arasında gidip geldim; sabahki  şarkıcıyla tekrar göz göze geldiğimde. 

Yine sisli bakışı, yine içli şarkısı, metroda sessizce yankılanıyordu. Zihnimde, "Uyan  kendine gel, sen de yaşa hayatı" der gibi vurdu başıma, şarkıcının gözlerindeki ses. 

Gökyüzünde parladı yıldızlar, sanki her biri ayrı bir mesaj veriyordu. Bazılarında "Unutma kendini!", bazılarında "Biraz da yaşa!" yazıyordu. Bense sadece melodiye takılmış, yıldızları okuyordum. Dilimde başka kelimem kalmamıştı.

Eve gelince ışıkları açmadım. Camın önünde kurulmuştu mutfak masam. Oturdum; yalnızlık sarmalımın tek dert ortağı, sonuna kadar açık duran balkon kapısının önündeki sandalyeye.  

Karşı apartmanda bir kadın, halıya bastonla dertlerini dövüyordu. Alt katında bir çocuk gülüyor, oynuyordu. 

"Ne güzel!" dedim. Biri unutmaya çalışıyor dövünerek öteki hiç bilmiyor, anlamıyor, umuda büyüyor gülümseyerek. Denge bu belki de...

"Kimileri isli çocukluğunu, sisli gözlerinde saklarken içli sesiyle haykırır. Kimileri savaşın göbeğinde umut arar, bomba seslerinden duyulmayan çığlığında. Kimileri toy tutar göz bebeğinde sevdanın."

Gece geç oldu. Uykum gelmedi. Dolabı açtım, içinden eski bir hayal düştü. Kırıldı mı, bilmiyorum.
Ama sesi çınladı kulaklarımda.

Ve ben o an uyandım. Belki de yaşadığım her şey zihnimde yankılanan bir düşün kırığıydı. Şarkıcının, söylenmemiş sözlerinde kalmalıydım belki.
Veya o mesajda…

Kendi kendime dedim ki  “Biraz gül, biraz düşün.
Ama sakın alışma hiçbirine!”

Her şeye rağmen hayat devam ediyor. Acı, tatlı bir şiirin içinde…

YÜKSEK SESLE SUSTUM

Sızdı kafamdan göğsüme göç eden bulut.
Çocukluk, küflenmiş ruhumda
Şarkı söylüyor, metroda.
İnsanlığa dikilmiş yara bandım,
Avuçlarımda sıktığım sessizlik.
Akıyor çatalın ucunda hayatın sosu,
Devşirerek göz yaşımı.

Basınca düşlerimin kırığına,
Yankılandı ayak izlerim.
Balkondan sıçrayan çığlıklar;
Saklandi bir halının ilmeğine.
Dökülüyor yıldızlar hece hece alnıma;
Her biri eksilmiş bir cümlenin içinde.
Bir annenin feryadı,
Bir çocuğun göremediği umudu,
Kanrevan savaşın göbeğinde.

Düşünce hayaller dolaptan yere,
Sardı tüm gerçeği.
Maskeler ter içinde;
Konuşuyor yüzümden habersiz.
Ben, gülmekle düşünmek arasında
Asılı, bir suskunum şimdi...

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz.

Editör: Nüzhet Ünlüer

Truva Edebiyat Dergisi Truva Edebiyat Dergisi