YENİDEN FİLİZLENİR HAYAT
O sabah sokak her zamanki gibi canlıydı. Top sesleri, çocuk sesleri, gülüşler her yana yayılıyordu. Kim bilebilirdi ki bir olayın bütün o neşeyi susturacağını?
Mahalle komşumuz Ayşe Teyze’nin vefat ettiği o gün, çocukları âdet üzere yaşlı annelerinin hayrına pişi yapıp dağıtmışlardı. Orada olaya el atan bir kadın “Sıcak sıcak yaptım.” deyip tepsiyi uzattı çocuklara. Hülya ve arkadaşları alıp teşekkür de ederek yediler. Bir zaman sonra, başı dönüp eve sarhoş gibi geldi kardeşim. Onu öyle görünce hepimiz panikledik. Gözleri kapanırken sokaktaki sesler yerini korkuya bıraktı. Artık kendimizden başka kimseyi duymuyorduk. Hastane koridorları, ambulans sirenleri, doktorların telaşı derken Hülya bilincini kaybetti.
Günler geçmiyordu sanki, iyi haber de alamıyorduk. Takvim yaprakları ilerlerken zaman bizim için durdu. Hastane odasında solunum cihazının sesiyle nefes aldık. Umutla korku arasında gidip geldik. Annemin sessiz duaları, babamın çaresiz bakışları bugün gibi aklımda. Odaya gelip “Ne de güzel kızmış.” diyen hemşirelerin sözlerinden ümitsizlik okunuyordu.
Hepimiz aynı duayı ettik: “Lütfen, Hülya gözlerini açsın.”
Bir hafta bir ömür gibi geçti.
Sonra bir sabah Hülya’nın parmakları kıpırdadı. Küçücük bir hareketti belki ama bizlere dünyalar bahşolunmuştu. Hayat geri dönmüştü. O gün uyanan sadece kardeşim değildi, biz de bu süreçte onun olamayacağı bir hayattan nice dersler çıkartmıştık.
O günleri düşündüğümüzde hâlâ içimiz ürperir.
Sebebini sonradan öğrendik. Hamurun içine karbonat yerine yanlışlıkla tarım ilacı karışmış. Anlaşılıp uygun tedavinin uygulanması olayın da kırılma noktasıydı.
Unutmadan bir şey daha var: Şükür.
Çünkü bazen hayat, en karanlık yerden bile yeniden filizlenmeyi bilir.
***














































