YAHYA KEMAL BEYATLI / AKINCILAR - ÇİRMEN ZAFERİ
Anadolu'nun küçük bir kasabasında kendi halinde yaşayan kalabalık bir ailenin ortaokula giden, simsiyah saçları çağlayıp akan bir nehri andıran, ışıl ışıl parlayan bal renkli gözleri olan ufak tefek bir kız çocuğuydum.
Günlerin kısa, gecelerin uzun olduğu; dağın, taşın, ovanın karla kaplı, güneşin elini eteğini üzerimizden çektiği aralık ayının son günlerinden birinde, yüzü en az dışarıdaki hava kadar soğuk olan babam elinde rulo yaptığı bir kâğıtla çıkageldi. Önce biraz soluklandı, sobanın ölgün ateşinde ellerini ovuşturarak ısınmaya çalıştı. Ardından eline bir çivi aldı ve duvara çaktı. Kasabanın küçük çarşısında dolaştığı sırada eline tutuşturulan rulo şeklindeki kâğıdı açtı ve çiviye astı.
Meraklı gözlerle onu izleyen ev halkı ve ben, anladık ki bu bir resimli duvar takvimiydi. Her şeyin sınırlı olduğu bu kasabada, sadece sabah akşam yağan kar ve çocukların merakı sınırsızdı.
Fırsatını bulduğum ilk anda hemen sayfaları karıştırmaya başladım. Birinci sayfada karla kaplı bir şehrin resmi vardı, ocak ayını simgeliyordu. Ben günlerin geçmesini bekleyemezdim. Bütün sayfalara bakmalıydım. Şubat ayı için seçilen resimde de ocak ayını aratmayacak kadar kar manzarası vardı. Mart, nisan, mayıs, haziran...
Sayfalar arasında gezinirken sarı yüzlü eylül göründü. Elinde yalın kılıç kahraman Türk askerimiz, düşmana karşı kıvılcımlar çıkara çıkara savaşıyor. Üstte bütün ihtişamıyla ay yıldızlı şanlı bayrağımız rüzgarda kanatlanmış gibi dalgalanıyordu.
Altında birkaç dize kahramanlık şiiri:
AKINCILAR
Bin atlı, akınlarda çocuklar gibi şendik;
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!
Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle!
Bir yaz günü geçtik Tuna’dan kaafilelerle...
Şimşek gibi bir semte atıldık yedi koldan.
Şimşek gibi Türk atlarının geçtiği yoldan.
Yahya Kemal Beyatlı
Okurken tüylerim ürperdi, oracıkta donup kaldım, top tüfek sesleri, at kişnemeleri, Allah Allah nidaları, inleme, bağırma, ölüm ve hayat aynı anda odayı doldurdu.
Atilla, Komutan Alparslan, Melik Şah, Fatih Sultan Mehmet, Genç Osman, Nene Hatun, Şerife Bacı, Seyit Onbaşı, Kazım Karabekir, Mustafa Kemal Paşa ve sayısız Türk askeri birbirinden habersiz odanın duvarlarında belirdiler ve hepsi olanca heybetiyle karşımda duruyorlardı.
O an küçük yüreğim tekrar tekrar vatan ve millet sevgisiyle dolup taştı. Başta milli marşımız olmak üzere bildigim bütün kahramanlık marşları zihnimde yankı buldu. Tarihimin şerefli mirasını omuzlarımda hissettim.
Şairin adını ilk kez duymuştum. Ve ne kadar da etkileyici dizelerdi bunlar böyle. Sıradan cümlelerin doldurduğu kulaklarım bu dizelere hayran kalmıştı. Bu dizeler dilimi, kulağımı aşıp kalbime kadar ulaştı. Okumayı hep sevmişimdir; hikaye, roman ve sözlerin damıtılmış hali olan şiirler...
Evet, büyük şair Yahya Kemal Beyatlı'yı bu dizelerle tanımıştım. Bu şiiri okurken aklımdan tarihimizde kazandığımız Malazgirt, İstanbul'un fethi, Çanakkale Zaferi ve zaferle taçlanmış Kurtuluş Savaşı'nın her cephesindeki kahramanlıklarımız geçti.
Yahya Kemal okuduğum bu şiiri Çirmen Zaferi ve 1. Murat komutasındaki Lala Paşa ve 800 Türk akıncısı için yazmış olduğunu öğrendim. Buradaki 800 yerine bin demesi kafiyeye uydurmak içindi.
Çirmen Muharebesi veya diğer adıyla İkinci Meriç Muharebesi, 1364 yılında yapılmış Sırpsındığı Muharebesi'nde yenilen Sırpların, Osmanlı Devleti ile Meriç kıyısındaki Çirmen yakınlarında (günümüzde Ormenio), 26 Eylül 1371 tarihinde yaptığı muharebeydi ve Osmanlı Devleti'nin zaferiyle sonuçlanmıştı.
Aslında, Çirmen Savaşı; Sırpların başlattığı intikam savaşıydı. Bu savaşa “nice azların çokları mağlup ettiği bir savaş” da diyebiliriz.
Yahya Kemal bana atalarımın kazandığı yeni bir zaferin bilgisini armağan etti bu dizelerle.
Ben Yahya Kemal'i ilkin şair yönüyle tanıdım. Ama o sadece bir şair değildi. Fikir adamı, yazar, siyasetçi ve bir diplomattı aynı zamanda.
Beni derinden etkileyen bu şairi daha yakından tanımak istiyordum.
2 Aralık 1884' te, tarih kokan Üsküp'te taş evlerin birinde bir ağlama sesi duvarlarda yankılandı. Annesi onu gözünden sakınarak büyüttü. Yahya Kemal' in de okuma yazma bilmeyen dindar bir kadın olan annesi Nakiye Hanım’a sevgisi çok derindi. Annesi ile babasının başlangıçta mutlu bir evlilikleri vardı.
Babası Naci Bey, gece âlemlerine katılmaya başlayınca ve sebepsiz uzun seyahatleri çıkınca zamanla aile birliği bozulmaya başladı.
Yahya Kemal daha on üç yaşındayken verem teşhisi konulan sevgili annesi Nakiye Hanım'ın kollarından ebediyyen ayrıldı.
Evlerinde bir çocuğun hayatı müjdeleyen ağlama sesi silinmiş, şimdilerde bu ev ölümün soğuk yüzüyle çevrelenmişti. O artık gözyaşlarını yastığına emanet ettiği uzun uykusuz gecelerden sonra annesinin yokluğunu haykıran soğuk sabahlara uyanacaktı.
Hayatındaki en değerli kişi olan annesinin kaybı, on üç yaşında olan Yahya Kemal’i çıldırma noktasına getirmişti. Küçük omuzları öksüzlüğün ağır yükünü çekmekte zorlanıyordu. Sevgisizliği ve umursamazlığı yüzünden annesinin ölümüne neden olduğunu düşündüğü babasına karşı öfke ve hınç duyuyordu.
Yaşadığı acı, dayanılmaz hale gelmişti. Babasının tavırları, yeniden evlenmesi onun içinde kopan kasırgayı daha da büyütmüş, annesinin özlemi ile dolup taşarken bu zor zamanlarında intihar etmeyi dahi düşünmüştü.
Dileği ölmek ve sevgili annesine kavuşmaktı. Annesinin yüzünü kokusunu unutmak istemiyordu, bir tane bile resminin olmayışı onun şifasız üzüntü sebeplerinden bir diğeriydi. Onun bu zor günlerinde “iyilikten yaratılmış ilahi bir mahlûk” olarak tanımladığı ve “nanam” dediği annesinin dadısı destek oldu.
Eğitimine devam etmesi için 1902 yılında İstanbul'a gitti. Bu tarihten sonra hayatında çok şey değişti. Dergilerde şiirleri yayınlanmaya başladı. Okuduğu Fransız yazarların romanların etkisi, kendini baskı altında hissetmesi ve Jön Türkler'e olan ilgisi günden güne arttı ve kaçar gibi Paris'e gitti. Paris'te birçok Jön Türkle tanıştı, Fransızca öğrendi. Paris'te yaşadığı on yıl içinde kişiliği, tarihi okuma şekli ve şairliği inanılmaz gelişti.
Fransa'da Sorbonne Üniversitesi’nin Siyaset Bilimi Bölümü’ndeki tarih öğretmeni Albert Sorel’den etkilendi, düşünsel dünyasında değişimler yaşadı.
Kendi ifadesiyle;
"Victor Hugo’yu tanımak için çok zaman harcadım. Charles Baudelaire’nin şiirinin tarzına adeta karasevdalı gibi bağlandım. Hayatının okumadığım ve bilmediğim bir köşesi yoktu. Baudelairecilik üstümde uzun zaman bir sıtma gibi kaldı. Verlaine’i sıtmalı bir ibtilâ ile sevdim. Sonunda José María de Heredia da karar kıldım. Heredia, bana ‘Şiirin asıl madenine eliyle dokunduğum hissi veriyor.’” diyerek Paris günlerini özetlemiştir.
İstanbul'a döndüğünde Dergâh adlı bir dergi kurdu. Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Mondros Mütarekesi imzalanmıştı. Dergideki yazılarıyla Anadolu'daki Milli Mücadele'ye omuz verdi.
Türkler'in zaferiyle ile biten savaşın ardından Mustafa Kemal Paşa'yı tebrik için gelen heyette Yahya Kemal Beyatlı da vardı. Bu tanışmadan sonra başkent yolu da açılmış oldu. Ankara'daki Hakimiyeti Milliye Gazetesi’nin başyazarı oldu. Lozan'a barış görüşmeleri için giden heyete danışman oldu. Sonrasında milletvekili ve diplomat olarak devletine hizmet etti.
Yıllar sonra çeşitli vesilelerle ziyaret ettiği, Filibe’de, doğduğu Üsküp’te, Selanik’te geçmişini ve Türkler'in izini aradı. Yüzyıllardır milyonlarca Türk’ün üzerinden geçtiği Meriç Köprüsü’ne bakarken, bu toprakları kaybetmiş olmanın derin acısını yüreğinde hissetti.
Yahya Kemal, tarihi olayları, tematik unsurları, dini ve milli unsurları, annesine dair duygularını, gezip gördüğü şehirleri herkesin anlayabileceği bir Türkçe'yle yazılarında ve şiirlerinde yer vermiş, ilk yıllarında takma adlarla yazılar yazmıştı. O yazılarını eskiyi reddetmeden yeniden yorumlayarak yazmıştı. Çağının ünlü isimleri arasında yer aldı, bu yüzden Medeniyet Şairi unvanı alan tek şairdi.
Büyük şair hiç evlenmedi. Yıllarca İstanbul Park Otel'de yaşadı, bir süre hastalıklarla mücadele etti, 1 Kasım 1958 günü sabah saatlerinde bu dünyadan göçtü ve 74 yaşında iken sevgili annesine kavuştu.
Ve sevenlerine bu son dizelerini bıraktı.
"Ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin,
Bir çare yok mudur buna ya Rabbelalemin."
***













































