BİYOGRAFİ
Giriş Tarihi : 06-07-2026 19:09   Güncelleme : 06-07-2026 19:17

William Faulkner / Neşe Kazan

Yazan: Neşe Kazan -WILLIAM FAULKNER / HOLLYWOOD YILLARI

William Faulkner / Neşe Kazan

WILLIAM FAULKNER / HOLLYWOOD YILLARI

Ben William Faulkner…

İnsanlar beni hep Mississippi'yle hatırlayacak. 
Rowan Oak'ın gölgeleriyle, kırmızı toprakla, av köpeklerinin sesleriyle... Belki de haklılar. Çünkü ne kadar uzağa gidersem gideyim, sonunda hep oraya döndüm. Hayatımın yirmi yılına yakın bir kısmı Hollywood'un güneşi altında geçmiş olsa da nedense kimse o yıllardan söz etmeyi sevmez. 

Cebimde doğru dürüst param yokken geldim Kaliforniya'ya. Edebiyatın beni zengin edeceğini sanmıştım. Yanılmışım. Yayıncım battı, alacağım para hayal oldu. En nihayet bir gün kendimi Mississippi'de üç dolarlık bir çekin bile kabul edilmediği bir dükkânda bulunca ertesi gün Hollywood'a gitmeye karar verdim. Romantik yazmaya gerek yok, açıkçası para için gelmiştim.

İlk günlerde korkuyordum. İnsanlar benim hakkımda konuşuyor, büyük yazar diyorlardı. Sonra beni bir projeksiyon odasına sokup film gösterdiler. Herkes bunun ne kadar kolay olduğunu anlatıyordu. O kadar korktum ki kaçıp Ölüm Vadisi'ne saklandım. Bir hafta boyunca düşündüm. Sonra tüm cesaretimi toplayıp yazmaya başladım. Yazdıkça yapabileceğimi hissettim.

Howard Hawks da bunu fark eden ilk adamlardan biriydi. İkimiz birbirimize benziyorduk. Fazla konuşmadan anlaşabiliyorduk. Birkaç şişe viski, birkaç av hikâyesi ve uzun çalışma geceleri... Dostluğumuz böyle başladı. Hayatımda çok az insana güvendim. Hawks onlardan biriydi. Hollywood'u hiç sevmedim ama orada sevdiğim insanlar oldu.
Meta Carpenter.

Bazen insanın hayatına biri girer ve her şeyi değiştirecekmiş gibi görünür. Sonra hiçbir şeyi değiştirmez ama yine de hayatının geri kalanında onun gölgesinden çıkamazsın. Meta öyleydi. Bir restoranda başlayan hikâyemiz yıllarca sürdü. Paramız yoktu. Şatafatlı Hollywood partilerine gitmedik. Masa tenisi oynadık. Sahilde yürüdük. Ucuz sosisli sandviçler yedik. Sabahları mini golf oynadık. Ben ona şiir kitapları almak istedim. O bana aklımı kaybetmemem için sebepler verdi. Bir gün ona, "Hayatımı kurtarıyorsun.” dedim.

Doğruydu… 

Ama biz yine de birlikte yaşayamıyorduk. Olmuyordu. Ben kaçamadıklarıma da çok bağlanmıştım. Aileme bağımlıydım. Suçluluklarıma bağlıydım. Geçmişimden kopamıyordum. Meta'ya yeni bir hayat kurabileceğimi yıllarca söyledim. Söyledim ama yapamadım. Herkes buna sadakat dese de itiraf etmeliyim ki bu cesaret eksikliğiydi. 
Sonra Battle Cry geldi… Hollywood'daki en büyük hayalim. Hawks ve ben bunun farklı olacağını düşünüyorduk. Büyük bir film. Büyük bir hikâye. Sadece para kazanmak için yazılmış bir senaryo değil, gerçekten yapmak istediğimiz bir şey. Fakat bütçesi çok yüksekti. 

Dağlarda oturduk. 

Balık tuttuk. 

İçtik, yazdık. 

Hayaller kurduk. 

Ben yıllardır ilk kez, gerçekten özgür olabileceğime inanıyordum. Ve beklemediğim sonuç; stüdyo “Hayır.” dedi. Tek bir kelime tüm dünyayı başımda hissettirdi. Film çekilmedi, hayal öldü. Ben de yeniden maaş karşılığı senaryolar yazmaya geri döndüm.

İnsanlar sonrasını biliyor: Nobel Ödülü. Ödülü küçümsediğimi de sanmayın sakın. Şöhretten hoşlanmıyorum ve “ünlü yazar” rolü beni rahatsız ediyor. Size bir sır vereyim mi?

İnsan yaşlandığında kazandığı ödülleri değil, yarım kalan hayallerini hatırlıyor.

Bazen Meta'yı düşünürüm. Bazen Hawks'la kuramadığımız stüdyoyu. Bazen de Kaliforniya güneşinin altında, dünyanın bana ait olabileceğine inandığım o birkaç mutlu yılı. Sonra Mississippi'yi düşünürüm. İnsan ne kadar uzağa giderse gitsin, sonunda hikâyesinin başladığı yere dönüyor. Ben de döndüm ama Hollywood içimde yarım kalmış bir hikaye gibi duruyor.

KISA BİYOGRAFİ

William Faulkner 1897 yılında ABD'nin New Albany kentinde doğdu ve çocukluğunu büyük ölçüde Oxford'da geçirdi. Hayatının büyük kısmını da burada yaşadı. Gençliğinde üniversite eğitimini tamamlayamadı. Bir süre çeşitli işlerde çalıştı; postanede memurluk yaptı, kitapçıda çalıştı. Birinci Dünya Savaşı'na katılmak istedi ancak ABD ordusuna alınmadı. Bunun üzerine Kanada üzerinden İngiliz hava kuvvetlerine yazıldı, fakat savaş bitmeden cepheye gönderilmedi. 1920'lerde şiir ve roman yazmaya başladı. İlk eserleri fazla ilgi görmedi. Ancak: Ses ve Öfke, Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı, Abşalom, Abşalom! gibi eserlerle 20. yüzyılın en önemli romancılarından biri haline geldi. Romanlarının çoğu, hayali bir Mississippi bölgesi olan Yoknapatawpha County'de geçer. Irkçılık, aile çöküşü, suçluluk, geçmişin yükü ve Güney Amerika'nın değişimi en sık işlediği konulardır.
1929'da çocukluk aşkı Estelle Oldham ile evlendi. Evlilikleri sık sık sorunlar yaşadı. Her ikisinin de alkol problemi olduğu dönemler oldu. Buna rağmen ömürlerinin sonuna kadar evli kaldılar. Faulkner'ın hayatında avcılık, atlar, köpekler ve kırsal yaşam çok önemliydi. Kendini önce "Mississippili bir adam", sonra yazar olarak görmeye eğilimliydi.

1930'lardan 1950'lere kadar aralıklarla Hollywood'da senaryo yazdı. Howard Hawks ile çalıştı ve birçok filme katkıda bulundu. Ancak senaryo yazarlığını çoğu zaman geçim kaynağı olarak gördü; asıl tutkusunun roman yazmak olduğunu düşünüyordu.

1949 yılı için verilen Nobel Prize in Literature'ü kazandı (ödül 1950'de takdim edildi). Nobel konuşmasında insan ruhunun korkulara rağmen ayakta kalacağını savundu. Bu konuşma bugün hâlâ edebiyat tarihinin önemli metinlerinden biri kabul edilir.

1950'lerden sonra dünya çapında saygı gören bir yazar oldu, üniversitelerde dersler verdi ve konferanslara katıldı. Ancak sağlık sorunları ve alkolle mücadelesi sürdü.

1962 yılında, 64 yaşındayken Byhalia yakınlarında kalp krizi sonucu öldü.

ARDINDAN

Faulkner öldüğünde (1962) edebiyat dünyasında ona yönelik görüşler iki ana eksende toplandı: "edebî deha" ve "sorunlu insan".

Gabriel García Márquez kendisi üzerindeki etkisini açıkça kabul etti. Faulkner'ın yarattığı Amerikan Güneyi dünyasının, kendi Karayipler dünyasına çok benzediğini söyledi; hatta Faulkner'ı bir bakıma "Latin Amerikalı bir yazar" gibi gördüğünü belirtti. Márquez'in çok bilinen bir sözü vardır:"Faulkner ruhum üzerinde büyük etkisi olan bir yazardı."

Mario Vargas Llosa, Yoknapatawpha County'den üniversite derslerinden öğrendiğinden daha çok şey öğrendiğini söylemiştir.

Flannery O'Connor ise Faulkner'ın varlığının bile Güneyli yazarların neler yazabileceğini değiştirdiğini söylemiştir. Ona göre Faulkner, ardından gelen bütün Güneyli yazarların üzerinden geçmek zorunda olduğu bir dağ gibiydi.

Bugün ayrıca Cormac McCarthy, Carlos Fuentes ve birçok Latin Amerikalı yazar üzerindeki etkisi sık sık vurgulanır.

Eleştirenler

Ernest Hemingway ile aralarında ünlü bir rekabet vardı. Faulkner, Hemingway için:
"Okuru sözlüğe gönderecek bir kelime kullandığı görülmemiştir." demişti.

Hemingway ise Faulkner'ın büyük yeteneği olduğunu kabul etmekle birlikte bazen kendini gereğinden fazla uzattığını ve disiplin eksikliği yaşadığını söylemiştir.

James Baldwin, Faulkner'ın romanlarında Güney'in ırkçılığını çok iyi teşhis ettiğini ama gerçek hayatta bu mesele karşısında yeterince cesur davranmadığını savundu. Baldwin'e göre Faulkner'ın eserleri ile kişisel tutumları arasında bir gerilim vardı.

Genel Yargı

Bugün edebiyat tarihindeki yerini sorarsanız çoğu eleştirmen Faulkner'ı yüzyılın en büyük Amerikan romancılarından biri; James Joyce ve Marcel Proust ile aynı düzeyde modernist bir yenilikçi; Latin Amerika'daki büyülü gerçekçilik kuşağının en önemli esin kaynaklarından biri olarak görür.

İlginç olansa Faulkner öldüğünde insanlar onun Hollywood senaryolarını ya da Nobel'ini değil, daha çok "Ses ve Öfke", "Döşeğimde Ölürken" ve "Abşalom, Abşalom!" gibi romanlarını konuşuyordu. Zaman geçtikçe de ünü senarist olarak değil, romancı olarak büyüdü.

***

 

EditörEditör